Son Haberler
BAĞBOZUMU - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

BAĞBOZUMU

Yazar: Nur KARABULUT | 14.09.2026
“Elbet kuru topraklar yeşillenir; bağbozumu misali her baharda tekrar filizlenir
varlığımız.”
Sararan yapraklar, serinleyen akşamlar ve bağbozumu zamanı geldi. Üzüm aceleye
gelmez. Hasat günü erkenden kalkılır. Hatta güneşin doğuşunu izlerken başlayan hasada mola
verildiğinde yenmek üzere kahvaltılıklar bir bohçaya sarılır. Meyveler, gün aydınlanıncaya
kadar kızarır bozarır. Utanmayı bilen bir tek şu meyveler kaldı belki de.
Makaslar açılır, makaslar kapanır. Salkınlar kesilir. Küfeler dolar. Çocuk seslerine
yaşlıların öğütlere karışır. Toprak dile gelir. Hamdım, yandım, piştim. Bağbozumu, sabrın ve
emeğin teke tek ele geldiği bereketli bir zamandır.
Üzüm, Anadolu coğrafyasında binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Asma yaprağı bile
mutfaklarda değerlendirilir. O, aile hafızasının bir parçasıdır. Bağbozumu, kuşaktan kuşağa
kültürün aktarıldığı bir törene benzetilebilir.
Bir Salkımda Anadolu
Küfedeki üzüm de tane tanedir. Türkiye’de hasat makinesi yoktur. Tek tek elle toplanır
salkımlar. Hasat, genellikle serin saatlerde yapılır. Üzümün aşırı aşınması ve istenmeyen
oksidasyonu bu şekilde azalmış olur.
Elle hasatta işçiler salkımları makas veya bağ makasıyla keser. Çürümüş, hastalıklı
veya yeterince olgunlaşmamış salkımlar ayıklanabilir. Salkımlar kasalara veya küçük taşıma
kaplarına yerleştirilir. Buradaki önemli ayrıntı, üzümlerin ezilmemesi ve uzun süre
bekletilmemesidir.
Özellikle Sauvignon Blanc gibi aromatik beyaz çeşitlerde bu aşama önemlidir.
Üzümler küçük kasalara dikkatle bırakılır çünkü bugün toplanan yalnızca bir üzüm değildir;
bağın bütün bir yıl boyunca biriktirdiği güneş, serinlik, yağmur ve aromadır.
Üzüm Üretimi
Ancak Anadolu, önemli bir üzüm üreticisi olmasına rağmen bağcılığın geleceği de
çeşitli baskılarla karşı karşıya. TÜİK 2025 Bitkisel üretim istatistiğine göre üzüm üretimi
yüzde 27,5 düştü.
İklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, aşırı sıcaklar, zararlılar ve üretim
maliyetlerinin artması bağların kaderini olumsuz etkiliyor. Akademik çalışmalar, özellikle
sıcaklık ve yağış rejimindeki değişikliklerin asmanın gelişme dönemlerini, üzümün
olgunlaşmasını, verimini ve kalite özelliklerini etkileyebildiğine dikkat çekiyor.
Bugün Türkiye'nin bağlarını yaşatmak istiyorsak geçmişin güzel hikâyelerini
anlatmakla yetinemeyiz. Bilimin rehberliğinde suyu korumalı, iklim değişikliğine uyum
sağlayan üretim yöntemlerini geliştirmeli, üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlamalı
ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel bilgiyi kaybetmemeliyiz.
Bereket ve Emeğin Manevi Boyutu
“Yine geldi bağbozumu,
Sokaklarda üzüm kokusu.
Ellediğin her yer tatlı,
Ellerde üzüm salkımı”.
(Ceylan Yarar)
Bolluktur, berekettir, şenliktir. Bir güzelliktir bağ bozumu. Türk edebiyatında da
üzüm ve bağ, genellikle bereketin ve emeğin simgesi olmuştur. Bağbozumu şükran vaktidir.
İslam kaynaklarında, üretip alın teriyle doyan kimseler yüceltilir. Hz. Peygamber’in
hadislerinden biri bu ruhu yansıtır:
“Hiçbir müslüman yoktur ki bir ağaç diksin veya ekin eksin ve mahsulünden bir kuş, bir
insan veya bir hayvan yemesin de kendisi bundan istifade etmesin; o kimse diktiğiyle,
ektiğiyle sevap alır.” (Sahihü’l-Buhari ve Müslim).
Üzüm ağacı dikip onun meyvesinden başkalarının da yediği her kişi, sürekli bir sadaka
kazanır. Yani yapılan emek hem bu dünyaya hem ahirete kalıcı bir lütuftur. Bağbozumu,
Anadolu ruhunda hüzünle umut arasında zarif bir denge kurar. Çalışmanın karşılığında alınan
verim, geçim kazancı ve kazanılan sevap, herkesin yüzünde bir tebessüm yaratır. Bereket ve
paylaşma duygusu, bir sonraki baharı bekleyen toprak kadar canlıdır.
Zamanla yeşereceğimiz bahçeler hayalini besleyen her bağbozumu, geleceğe dair
güvenimizi tazeler. Hz. Âdem’den beri süren bu emek ve şükran döngüsünde, her üzüm tanesi
aslında bir sabır ve inanç tanesi olarak düşer kâinata.
Gül ve Üzüm’ün Aşkı
Üzüm bağlarında sıra başlarına birer gül ağacı dikilir. İlk bakışta yalnızca güzellik için
dikilmiş sanılabilir fakat gül, mantar hastalıklarına karşı çok hassastır. Eğer gül de bir sorun
görürsen mildiyö ve külleme açısından alarm zilleri çalıyor demektir.
Mildiyö, özellikle sıcaklık ve nemin uygun olduğu dönemlerde asmalarda görülen bir
hastalıktır. Asmanın yapraklarını, salkımlarını ve genç sürgünlerini etkileyebilir. Yaprağın üst
yüzünde başlangıçta yağ lekesine benzeyen sarımsı lekeler oluşabilir. Nemli koşullarda
yaprağın alt tarafında beyazımsı bir mantar tabakası görülebilir. İleri durumda yapraklar
kuruyup dökülebilir, salkımlar zarar görebilir ve verim ciddi biçimde düşebilir.
Külleme ise, bağlarda çok önemli bir başka mantar hastalığıdır. Adını, bitkinin
üzerinde oluşan beyaz-gri, un veya kül serpilmiş gibi görünen tabakadan alır. Yapraklarda,
sürgünlerde ve özellikle üzüm tanelerinde görülebilir. Üzüm taneleri hastalıktan ciddi biçimde
etkilenirse çatlayabilir ve kalite kaybı meydana gelebilir.
Gül, hastalığı asmaya haber veren sihirli bir bitki değildir; bağcının erken gözlem
yapmasını sağlayan geleneksel bir işaret bitkisidir. Çiftçi ona göre tedbir alır. Bir tür erken
uyarı sistemi fonksiyonu gören gül ağacı üzümü hastalanmak pahasına korur.
Belki bu yüzden eski bağcılar gülü sever. Bir yanda salkımlarını ağır ağır olgunlaştıran
asmalar, öte yanda mevsimin ilk işaretlerini taşıyan güller... Gül güzelliğiyle bağın başında
duruyor, dikenleriyle sınırını hatırlatır. Asma ise bütün bir yılın emeğini salkımlarında taşır.
Biri haber verir, diğeri meyve verir. İkisi de toprağın dilinden konuşur. Ne dersiniz
arkadaşlar! Topraktan gelmiş ve ona dönecek olan insanoğlunun doğadan öğreneceği daha
çok şey var gibi.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.