2026’da Fetih Coşkusu
“İstanbul elbette feth olunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu
fetheden asker ne güzel askerdir!” (SAV)
Müjdesi kendinden önce gelen İstanbul… Boğazın iki yakasında serilmiş, mavisi ayrı
güzel, yeşili ayrı güzel İstanbul. Antik çağlardan beri her milletin ve dinin sahip olmaya
çalıştığı kadim şehir Sultan Mehmed’in de göz bebeğiydi.
II. Mehmed bu “aşılamaz” kaleyi yıkmak üzere titiz hazırlanmış, 1453 Şubat’ında
döktürttüğü dev topları (şahî toplar) boğaz önlerine sevk etmişti. Fetih için Rumeli Hisarı kısa
sürede inşa edildi, Karadeniz’den gelebilecek donanma yardımı engellendi.
Şehrin surlarla kuşatılmış olması üzerine, olmayanı oldurtan ve karadan gemileri
yürüten deha 23 Mart 1452 ‘te hareket ederek Nisan başlarında muhasarayı resmen başlattı.
Ordusu sahilde mevzilenmiş topçular, Ayvansaray’dan Edirnekapı’ya kadar uzanan kara
surları önünde kuşatma düzeni aldı. Böylece Osmanlı ordusu hem kara hem denizden şehri
izole ederek ambargonun kilidini iyice sıkmış oldu.
Kuşatma ve Fethin Gerçekleşmesi
Uzun süren bombardıman döneminde dev topların İstanbul surlarına yağdırdığı ateşe
karşı Bizans halkı canını dişine takarak direniyordu. Hedef, duvarlardaki gedikleri söndürmek
ve surları savunmaktı. Ne var ki takviye kuvvetlerin gelmemesi ve Osmanlı okçularıyla
toplarının ağır ateşi karşısında düşman ordusu giderek zorlandı.
Sultan II. Mehmed, karargâhını surların hemen karşısında Maltepe sırtlarına kurarak
saldırıya hazırlanırken, iç kaleye sızma planlarını da denetliyordu. 29 Mayıs sabahı Osmanlı
akıncıları (acemi askerler) ilk dalgayı oluşturdu; arkasından yeniçeri birlikleri adeta dalga
dalga surlara hücum etti.
Bizans ordusu, sokak aralarına çekildiği hâlde geri döndürülemedi. Nihayet Fatih
Sultan Mehmet’in bizzat sancak kaldırdığı anda İstanbul surları fethedildi. Böylece genç
sultan “Fatih” unvanını gururla aldı.
Ayasofya’da ilk Cuma namazını kılan Fatih Sulatan Mehmed, halkın can ve mal
güvenliğinin sağlanacağına dair eman verdi. Fetihten sonra İstanbul, Osmanlı
İmparatorluğu’nun başkenti olmuş; camiler, saraylar ve külliyeler şehri çehrelemiştir.
İstanbul’un fethiyle Osmanlılar, Anadolu ile Rumeli arasındaki en büyük engeli
kaldırdı. Böylece Orta Çağ’ın kapanıp, Yeni Çağ’ın başlamasına zemin hazırlanmış oldu.
Coğrafî keşifler ve yeni ticaret yollarının aranışı da bu gelişmelerin dolaylı sonucudur.
Fethin Sonuçları ve Mirası
Bundan tam 573 yıl önce fethedilen İstanbul hala bir Türk şehridir. Tarih boyunca
birçok ordu tarafından kuşatılan şehri fethetmek ve Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmak
bize nasip olmuştur. Bu yılda İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü Cuma günü büyük bir
coşkuyla kutlandı.
İstanbul Valiliği koordinasyonunda 573. fetih yıl dönümü etkinlikleri yürüyüşler,
mehter konserleri, hatim programları ve görsel şölenlerle şehrin dört bir yanında organize
edildi. Beyazıt’tan Ayasofya’ya uzanan Fetih Yürüyüşü düzenlendi. Fatih Camii ve
Ayasofya’da “1453 Genç Hafızdan 1453 Hatim” gibi Kur’an-ı Kerim okumaları icra edildi.
Sahilde Türk bayrakları ve mehter marşlarıyla dolacak meydanlarda, akşamları yerli
sanatçıların konserleri ve havai fişek gösterileriyle ruhani bir kutlama yaşandı. Osmanlı
mehter takımları İstanbul’un çeşitli meydanlarında gaza coşkusunu duyururken vatandaşta
marşlara eşlik etti. Rumeli Hisarı önünde hazırlanan video-mapping gösterisi İstanbul’un
fethinin gururunu kuşaktan kuşağa taşıdı.
Ayasofya ve Fetih Ruhu
Ayasofya meydanında toplanıldı. Ayasofya’nın hem fethin hem de maneviyatın temsili
kutsal bir mabet olduğunu biliyorsunuz. İçine girdiğinizde zaten kendinizi başka bir çağda
başka bir medeniyette hissediyorsunuz. Fatih Sultan Mehmed’de bu yüzden ilk namazı orada
kıldı. Daha 21 yaşındaydı.
Sadece şehri fethetmekle kalmayıp sonrasında yaptıklarıyla barışı, kardeşliği ve ilmi
getirdi. Kimseyi dışlamadı. Önceden orada yaşayanları kutuplaştırmadı. Askeri ve
matematiksel dehasıyla mücadeleye odaklandı. Bilimsel ve kültürel mirasın temellerini attı.
O yaşta bütün bunları akıl edebilen Fatih Sultan Mehmed’i, övgülere mazhar olmuş
ordusunu ve bu vatanın bağımsızlığı mücadele etmiş şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Napolyon’a atfedilen şu sözle bitirelim.
“Eğer dünya tek bir devlet olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.”
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön