DEVLERİN YÖRÜNGESİNDE OKUMA PARADOKSU
O, kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretendir"
(Alak Suresi'nin 4 ve 5)
İnsanlara gökten inen ilk vahiy “Oku” dur. Dünya, güneş annemiz ve gezegen
kardeşlerimizle birlikte aynı güneş sistemini paylaşan evimizdir. Yaşadığımız ortamdaki
düzenin ve kozmik huzurun kıymetini ancak Samanyolu’ndaki diğer sistemleri
keşfettiğimizde anladık.
Bütün bunları bugün okuma ve öğrenme kabiliyetimiz sayesinde bilebiliyoruz.
Bilginin kalemle aktarılması kutsal bir emirdir. Okumak da keza öyle. İnsanların medeni bir
hale gelmesi bilginin kağıda aktarılması sayesinde olmuştur.
İnsanoğlu var olduğundan beri eline kitaptan daha faydalı bir araç almamıştır. Eller,
her şeyin şahididir. Elinize aldığınız ve okuduğunuz ilk kitabı hatırlıyor musunuz?
Ben, ilkokulda bir kompozisyon yarışmasında birincilik ödülü olarak bir kitap
kazanmıştım. Sahip olduğum ilk kitap, İskandinav ülkeleri hakkındaydı. “Keşke ben de
gezebilsem oraları” diye düşünmüştüm. O gün bugündür geziyorum. Daha da gidecek çok
yer var. Yani kitaplar hayatınızı değiştirir.
Okudukça dünyayı, evreni ve insanları biraz da olsa anlamaya başlarsınız. Her
gezegen yörüngesinde ve her insan da kendi yolundadır. Dev gezegenlerin yörüngesinde,
küçük bir insan olduğunuzu öğrendiğinizde haddinizi de bilirsiniz. Saygıyı, sevgiyi ve iyiliği
kitaplardan öğrenebilirsiniz.
Beyin Nasıl Okur?
Okuma eylemi, insanın sahip olduğu muazzam becerilerden biridir. Okuyamadığınızı
düşünsenize? Hayatınız ne hale gelir?
Beyaz bir kağıdın üzerinde birkaç siyah işaret nasıl oluyordu anlamlı bir hale geliyor?
Yazılı bir sayfaya hayat veren beynimizdir. Beyin, kendi parçalarını yeni kullanım alanlarına
yönelik olarak dönüştürebilen mükemmel bir aygıttır.
Okuryazar bir beynin, okuyabilmesi için zarifçe uyum sağlamış özel kortikal
mekanizmalar barındırdığı keşfedilmiştir. Şaşırtıcı olan tüm insanlarda bu bölge aynı yerdedir.
Yazılı metinleri deşifre eder, parçalar ve sonra tekrar birleştirir. Beynimizin bir sözcüğün
yazımını etkinleştirmesi yaklaşık yirmi veya otuz milisaniyede olur.
Okuma paradoksu, genlerimizin okumamızı sağlamak üzere evrimleşmediğini ifade
eder. Gördüğümüz şey aslında gördüğümüzü düşündüğümüz şeye bağlıdır. Okumanın basit
olduğu yanılgısı belki de araba kullanmak gibi otomatik ve bilinçsiz hale gelmiş
olmasındandır.
Stanislas Dehaene’in “Beyin Nasıl Okur? Okumanın Bilimi ve Evrimi” adlı kitabında
daha fazlasını öğrenebilirsiniz arkadaşlar.!
Okuma ve Toplum
Hafta sonu Ankara Kitap Fuarı’ndaydım. Kalabalığın ortasında küçük bir çocuk,
masaların üzerine dizilmiş kitapların sırtlarını parmak uçlarıyla yokluyordu. İşte o zaman
geleceğimizin güzel olacağını düşündüm. Çoğu kişinin aksine ben yeni nesilden ümitliyim. O
küçük eller kim bilir hangi dünyaların kapısını aralayacak?
O an düşündüm ki tüm toplumun okuma alışkanlığı olsaydı, bugün halk olarak
yaşadığımız sorunlarla uğraşmazdık. Beni çok çok okumuş ve pozitif bir hümanist olarak
düşünebilirsiniz. Ancak tabi ki verilerle tezimi destekleyeceğim.
UNESCO’nun 2022 raporu da benzer bir tabloyu gösteriyor. Yüksek okuma oranına
sahip toplumlarda sosyal dayanışma, toplumsal güven ve bireyler arası anlayış güçleniyor.
Okuyan bireyler, daha az çatışma ve daha fazla diyalog üretiyor.
2013’te Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, düzenli roman okuyan kişilerin
başkalarının duygularını daha iyi anladığını ortaya koyuyor. Okumak, bireysel bir kazanımın
ötesinde, toplumların insani bağlarını yeniden örme yetisidir. Hans-Georg Gadamer’in sözleri
bunu güzel özetliyor:
“Okumak, bilinmeyene karşı duyulan sorumluluğun ilk adımıdır.”
Kültür ve Çoğulculuk
Kültür, toplumların ortak hafızasıdır. Kültürün oluşmasında etkili yöntemlerden biri de
okumaktır. Çeviriler başka başka kültürlerin sesini açar. Şiirler, insan ruhunun derinlerini
kelimelerle açığa çıkarır. Dünya, artık büyükçe bir köydür arkadaşlar.! Birilerini
ötekileştirmek ya da başka bir kültürü küçümsemek demode oldu artık. Haberiniz olsun.
Marcel Proust’un dediği gibi:
“Gerçek yolculuk, yeni manzaralar görmek değil, yeni gözlerle bakabilmektir.”
Film izlemek zevklidir. Sosyal medyada kaydırmak da zevklidir biliyorum. Kitap
okumak ise zahmetlidir ancak insanı geliştirir. Kitap okumak sizi gençleştirir ve zinde tutar.
Çevreniz sizi bunalttığında başka hayatların içine girebilirsiniz. Ufkunuzu açar ve belki bir
çözüm aklınıza gelir aniden.
Demokrasi ve Bilgi Arasındaki Nedensel İlişki
Demokrasilerde de her şeye bir çözüm bulabilirsiniz. Demokrasi, yalnızca oy vermek
değildir. Eleştirel düşünebilen, farklı bakış açılarını anlayabilen bireyler üzerine inşa edilir.
Okuma, bilgiyi sorgulama ve değerlendirme kapasitesini güçlendirir.
Oxford Üniversitesi’nin 2022 analizine göre, okuma alışkanlığı yüksek toplumlarda
medya okuryazarlığı belirgin şekilde artıyor. Okuyan bireyler, sosyal medyadaki bilgi
bombardımanına karşı daha dirençli ve toplumsal meselelerde daha katılımcı oluyor.
Ne tür kitaplar okumalıyım? Bu soruyu sormadığınızı farz ediyorum. Sorduysanız
cevabı Francis Bacon’ın Of Studies adlı denemesinden gelsin.
“Bazı kitaplar tadılmak içindir, bazıları yutulmak, pek azı ise çiğnenip hazmedilmek
içindir.”
Yani bazı kitaplar kısmen okunur, bazıları baştan sona ama dikkatle değil; pek azı ise
bütünüyle, dikkatle ve özenle okunur. Siz yeter ki okuyun. Okumak sihirli bir şeydir. Sadece
okuduğunuz alanda bilgili olmazsınız. Düşünmeyi, anlamayı ve karşılaştırmayı da
öğrenirsiniz.
Kitaplar, yalnızca metin değil, duyguların, fikirlerin ve bireysel dönüşümlerin kültürel
köprüleridir. Her kitap hem içsel bir yolculuk hem de toplumsal bir direniştir. Hızlı ve bilgi
bombardımanıyla dolu dünyamızda, sayfalara dönmek bir farkındalık eylemidir.
Bireyler okudukça, dünyada empati, kültür ve demokrasi filizlenir. Sayfaların arasında
sessiz bir direniş ve geleceğe umutla bakan yazarların en özenli sözleri saklıdır. Siz yeter ki
okuyun. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Ana Sayfaya Dön