Son Haberler
ABD İLE İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRISI - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

ABD İLE İSRAİL’İN İRAN’A SALDIRISI

Yazar: Nur KARABULUT | 03.03.2026
“Coming events cast their shadows before.”
“Gelecek olanın ayak sesleri duyulur.”
Yukarıdaki ifade, yaklaşmakta olan bir olayın gerçekleşmeden önce işaretler verdiği anlamına gelir. Savaşlar da bir gecede başlamaz. Önce gölgesi gelir. Sonra sesi. En son ateşi düşer ocaklara.
Bu hafta sonu, ABD ve İsrail, İran’a yönelik kapsamlı bir askeri harekât başlattı. Operasyon kapsamında İran’ın askeri altyapısı, nükleer tesisleri ve komuta-kontrol unsurlarının hedef alındığı ifade ediliyor.Büyük kentlerde patlamalar duyulduğuna, hava savunma sistemlerinin devreye girdiğine ve sivil kayıplar yaşandığına dair çeşitli kaynaklarda haberler yer aldı.
Operasyonun gerekçesi hazırdı. İran’ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi ve bölgesel milis ağları. Uluslararası siyasette askeri müdahalelerin meşruiyeti çoğunlukla güvenlik tehdidi argümanına dayandırmak kolaydır. Zor olan ise; ortaya çıkacak sonuçları yönetmektir.
Saldırılarda Tahran’daki siyasi ve askerî liderlik doğrudan hedef alındı. Reuters ve Financial Times’a göre İran’ın Yüksek Lideri Ayetullah Ali Hamaney öldürüldü. İran Devlet Televizyonu ve çeşitli uluslararası kaynaklar da haberi doğruladı. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi.
Bu askeri operasyonun amacı İran’ın karar mekanizmasını felç etmeye dönük bir stratejik baş kesmeydi. Devletin beynine atılmış bir mermiydi.Saldırıdan sonra Trump’ın İran halkına yaptığı “hükûmetinizi ele geçirin” çağrısı, hedefin bir rejim değişimi olduğu yönünde yorumlandı. Savaş alanı siyasetin kalbine taşınmıştı.
ABD’nin ise; Minab kentinde bir ilkokulun vurulması sonucu kız çocuklarının öldüğü bildirildi. Zaten ülkesinde genç kızlara tacizle suçlanan Trump’ın, İran saldırısıyla yine kızlara zarar verdiği ifade ediliyor. Günahını ülkesinde unutturmak isterken ikiye katlayan bir dünya lideri daha tarihe geçti.
Uluslararası hukukun hasar aldığı günlerdeyiz. Egemenlik ilkesi, meşru müdafaa doktrini, önleyici saldırı kavramı… Fakat sahada füzeler konuşuyor. İran balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırıya karşılık verdi. Haksız mı sizce? İsrailve Körfez’deki ABD üslerini vurdu.
Diplomatik Eşik ve Türkiye
Türkiye, olaylar karşısında dengeli bir diplomasi izliyor. Bir yandan İran’a taziye dileklerini iletirken, diğer yandan İran tarafından hedef alınan ülkelerin liderlerine geçmiş olsun mesajları gönderiyor.Türkiye’nin izlediği yolaktif taraf olmaktan kaçınan pragmatik bir dış politika yaklaşımıdır.
ABD ile zaten karmaşık bir ilişki ağı içindeyiz. İsrail ile ticaretimiz devam ediyor. İran ile uzun bir kara sınırını paylaşmaktayız. Türkiye’nin önceliği bölgesel istikrarın korunmasına yönelik temkinli bir çizgi izlemek olmalıdır. Kısacası bir köprüde, iki ateşin tam ortadayız.Bize ait son şey olan köprüyü de bir başka yabancı ülkeye satmamış olmayı dileyeceğimiz günler ufukta görünüyor.
Büyük Orta Doğu Projesi: Eski Dosya, Yeni Sayfa
Savaş göstere göstere geldi. İran uzun süredir ekonomik yaptırımlar, yüksek enflasyon ve iç protestolarla karşı karşıya bulunuyordu. İç baskıların arttığı dönemlerde dış müdahale riskinin yükseldiği tarihsel olarak gözlemlenmiştir.Bahanesini eline, gerçek niyetini iç cebine koyanlar bugün başka bir Müslüman ülkeye daha saldırdı. Ümmet ittifakı diye bir şey olmadığını bir kez daha görmüş olduk.
Takım elbiseli emperyalistler kırmızı gravatını çıkardı ve hamburger sırasında beklerken taktığı alaycı şapkasıyla bir kez daha Ortadoğu’nun kapısını çaldı. Ortadoğu,zaten konum olarak her zaman biriken bir fay hattının üzerinde yer almaktadır.
Dünyanın obez süpermeni ABD ve İsrail; Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İran’a huzur, özgürlük ve istikrar getirmeye karar verdi. BOP,21.yüzyılın başında ortaya atılan bu çerçeve, Ortadoğu’da siyasal ve ekonomik dönüşümü hedefleyen geniş kapsamlı bir vizyon olarak sunulmuştu. Destekçilerine göre bu bir reform ve modernleşme projesiydi. Eleştirenlere göre ise, enerji güvenliği ve jeopolitik kontrol arayışının bir uzantısıydı.
Petrol, Hürmüz ve Küresel Etki
Dünya petrol ihtiyacının %20’sinin aktığı Hürmüz boğazının İran tarafından trafiğe kapatılması ihtimali piyasaları sallamaya başladı.
Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip olan bu geçiş hattında yaşanabilecek herhangi bir kısıtlama, petrol ve doğalgaz fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir. Küçük oranlı bir aksama dahi piyasalarda zincirleme reaksiyon yaratma potansiyeline sahiptir.
Bu nedenle gelişmeler artık yalnızca İran merkezli bir kriz olarak değerlendirilemez.Enerji fiyatları yükselirse, enflasyon artar. Enflasyon artarsa siyasi tansiyon yükselir. Küresel sistem zincirleme reaksiyonlarla çalışır.
Şii Dünyası ve Sembol Etkisi
Yeni lider seçilene kadar İran’ı Mesud Pezeşkiyan bir kurulla birlikte yönetiyor. Pezeşkiyan’ın cumhurbaşkanlığı, İran siyasetinde reformist eğilimin belirgin bir temsilcisi olarak görülmektedir fakat saldırıda öldürülen Hamaney sıradan bir siyasi figür değildi.
Şiiliğin en yüksek dini otoritesiydi. Böyle bir ismin ilk dalgada öldürülmesi, yalnızca askeri değil sembolik bir kırılmadır.Bu, rejim için zayıflık göstergesi olarak algılanabilir. Fakat aynı zamanda bir mobilizasyon zemini de yaratabilir. Şehadet anlatısı, siyasi enerjiyi konsolide edebilir.Savaşlar bazen rakibin direncini kırar, bazen ise onu daha sertleştirir.
Müslümanlar, tarihte de zamanın şartlarına göre içtihatlarda bulunmuşlar fakat dinlerini bozmamışlardır. Onların dini insanlığı ebediyete kadar doğruluk üzere götürecek bir dindir. Tolstoy’un, İslam hakkında böyle düşündüğünü biliyor muydunuz?
Sıradaki Türkiye mi?
En çok sorulan soru bu. Bu ölçekte bir çatışma öncelikle, sınır güvenliği açısından doğrudan risk demektir. Olası bir göç dalgası Irak ve Suriye hattı üzerinden Türkiye’ye yönlenebilir.İran’daki olası iç çalkantılar, PKK ve bağlantılı yapılar üzerinden sınır ötesi güvenlik dengesini karmaşıklaştırabilir.
Ateş komşuda yanıyorsa, ısısını hissedersiniz fakat Türkiye muhakkak ki güçlü bir devlettir. Tarihsel refleksi yüksektir. Devlet kapasitesi kriz yönetimi konusunda tecrübelidir. Önemli olan, içeride sağlam kalmaktır. Kutuplaştırıcı bir iktidarın ülkeye sadece zararı dokunur.
Zenon Paradoksu:Dikotomi
Büyük değişimler bir gecede gerçekleşmez. Yaklaşan bir fırtına, önce denizin rengini değiştirir. Ufuk hâlâ açıktır ve güneş yerindedir. Su; yavaş yavaş ağırlaşır, rüzgârın sesi kalınlaşır ve kuşlar alçalır. Fırtına henüz başlamamıştır ama gölgesi kıyıya düşmüştür bile.
İyi bir deniz kaptanı herkesten önce tufanı hisseder. Havanın kokusu değişmiştir ve rüzgâr yönünü çevirmiştir. Sonunda fırtına gelir. Önemli olan hazır olmaktır.
Antik Yunan filozofu Zeno, hareketin ve çokluğun mantıksal çelişkiler doğurduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Aristoteles tarafından “diyalektiğin mucidi” olarak adlandırılmıştır. Bir hedefe ulaşmak için önce mesafenin yarısının, sonra kalan yarının yarısının geçilmesi gerektiğini söyler. Bu bölünme sonsuza dek sürer. Teoride hedefe varmak imkânsızdır. Tanıdık geldi mi?
Eğer hareketi yalnızca mantıksal bölme yoluyla analiz edersen, deneyimlediğimiz hareket ile akıl yürütme arasında bir gerilim çıkar.Bu nedenle paradoks; hareketi çürütmez ama hareketi düşünme biçimimizi problematize eder. Anlamadıysanız üzülmeyin. Özetle; Hareketi parçalara böldüğümüzde o hareket kaybolur.
Devletler savaşa bir anda girmez. Mesafeyi yarıya bölerler. Önce yaptırım, sonra uyarı ve sonra sınırlı operasyon. Sonra da misilleme. Sonra… Her adım, bir öncekinden küçük görünür ama toplamı, tam teşekkülü bir savaştır.
Zeno’un paradoksunda hedefe asla varılamaz. Ortadoğu’da ise çağın diktatörleri hedeflerine farkına varmadan varılabilir. Belki de asıl tehlike budur. Mesafenin yarısını geçtiğimizi çok geç olmadan anlamamız dileğiyle.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.