SEVGİ VE RAMAZAN AYI
“Sevgi neydi? Sevgi emekti.
Uçuşan yaprak, boş bir salıncak.”
Jehan Barbur
Dünyayı ayakta tutan iki şey vardır. Bana kalırsa birincisi sevgidir ve ikincisi ise iyilik. Cumartesi akşamı André Rieu’nın “Love Is All Around” Maastricht konserini izledim. Aynı dili konuşmasalar ve aynı ten rengine sahip olmasalar da insanlar orada ortak bir dilde buluşuyordu. Müzik hakkında sadece böyle düşünen ben değilimdir sanırım. Rengârenk kostümler, gülümseyen yüzler ve el ele tutuşan gönüller… Bizde de bu böyledir. Neşet Ertaş’ın dediği gibi, kalpten kalbe görülmez bir yol vardır.
Dünya bugün hâlâ dönüyorsa ve toprak hâlâ bize ekmek veriyorsa bunun sebebi bizi seven bir Yaratıcı’nın varlığıdır. Bir annenin çocuğuna duyduğu merhameti ve sevgiyi ölçmek ne kadar imkânsızsa, Allah’ın kullarını sevmesini anlamak için de başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmamız yeterlidir. Bizim için uygun hava oranını veren O’dur. Buluttan yağmur yağdıran, yerden aşı bitiren ve bizi yörüngede tutan O’dur. Güneşi emrimize veren, baharda ağaçlara çiçekler açtıran ve yazın lezzetli meyveleri önümüze seren de O’dur.
Peki insanlar ne zaman bu kadar nankör ve pervasız yaşamaya başladı? Birbirine düzgün bir selam bile veremeyen bu kötü kalpler ne zaman aramıza yerleşti? Nasıl bu kadar nefret dolu olduk? Ne eşimiz bize yetti ne ailemiz. Ne zaman namahreme bakmak normalleşti?
Ne zaman sevgi, geçmişte kalmış bir masal gibi anlatılmaya başlandı? Önce aile içinde tükendi sevgi; sonra şehirde, ardından ülkede… Birbirine saydırıp duran bir halka ne zaman dönüştük? Mecliste, satılık kişileri mevki sahibi yapmak için yumrukların konuştuğu günler ne zaman başladı? Bu mukaddes topraklarda yaşayan halka huzur neden çok görüldü?
Oysa sevebilirdik. Kediyi, köpeği, insanı ve yaşamı sevebilirdik. Kötülük yaptığımızda, yalan söylediğimizde yüzümüz kızarabilirdi. Ne zaman baştan ayağa yalanı, gizlemeyi ve nefreti bedenimizle bütünleştirdik? Yürüyen nefret sicimlerine neden dönüştük?Oysa biz sevildiğimiz için dünyaya gönderildik ve yalnızca sevmek için yaratıldık. Edep, sevginin duvağıydı; dürüstlük belindeki kemerdi. Hepsini kirlettik.
Her günah kalpte bir leke bırakır; bazılarının kalbinde lekelenecek yeri bile kalmadı artık. Kendileriyle birlikte herkesi kötülüğün savaşında asker olmaya zorladılar. Güzel dünyamızın içine yoksulluğu, savaşı ve korkuyu yaydılar. Oysa herkes için en iyiyi istesek, kendi işimize baksak ve barış dolu bir dünyada huzur içinde yaşasak, hayatımız daha kolay olmaz mıydı?
Ramazan Ayı ve Sevgi
Sevgi ibadetin ruhudur. Malumunuz önümüz Ramazan ayı. Ramazan ayı yalnızca açlığın ve susuzluğun terbiye edildiği bir zaman değildir. Asıl imtihan kalbin hangi yöne açıldığıdır. Sofralarımız kalabalıklaştıkça gönüllerimiz de genişliyor mu? Yoksa oruç yalnızca mideyle sınırlı bir ritüele mi indirgeniyor?
Kur'an’da da sevginin izini sürebiliriz. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık” (Tin, 95/4) buyruğu insanın değerini ve haysiyetini merkeze alır. Sevgi, bu haysiyeti tanımanın ilk adımıdır. “İyilik ve takvada yardımlaşın”(Maide, 5/2) ayeti de Ramazan’ın toplumsal boyutunu işaret eder. Demek ki sevgi yalnızca duygusal bir hâl değildir aynı zamanda fiili bir sorumluluktur.
Tasavvufta Sevgi: Kalpten Kâinata
Tasavvuf geleneği sevgiyi sınırlandırmaz. Onu insan boyutundan alıp kâinata yayar. “Sevgiyle pişmeyen insan ham kalır” sözü bize Ramazan’ın neden bir “olgunlaşma mevsimi” olduğunu açıklar. Oruç, hamlığı törpüler; sabırla, merhametle ve anlayışla pişirir. Mevlânâ’nın “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” sözü en çok bu aya yakışır. Allah sevgisi, insan ve dünya sevgisiyle çelişmez bilakis onu mümkün kılar.
“Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe iman etmiş olmaz”
Hadislerde de sevgiye çıkan yollardan biri böyle ifade edilir. İman ile empati, adalet ve paylaşım pratiğini birleştirir. Ramazan ayı; bu pratiğin yoğunlaştığı bir zaman dilimi olmalıdır.
Birbirimizi Sevmek: Zor ama Gerekli
Bu arada arkadaşlar; https://nurkarabulut.com/ adresinden köşe yazısı arşivime ulaşabilirsiniz. Burada küçük bir öz eleştiri yapmadan bu haftaki yazımı bitirmek istemem. Ramazan sadece aç kalma ayı değildir. Aynı sofrada iftar açıp ertesi gün birbirimizi kolayca ötekileştiriyorsak, sevgi sözde kalmış demektir.
“Gel, ne olursan ol yine gel” daveti seçici merhameti reddeder. Bu davet bize benzer olanlara değil tüm insanlara yöneliktir. Ramazan; İslam’da hümanizmin ahlaki zeminidir. Sevgi farklı olana tahammül etmekle başlar ve anlamaya çalışmakla derinleşir. Toprak gibi mütevazı olmalıyız. Toprak herkesi taşır; ayırt etmez. Sevgi de böyledir.
Dünyayı Sevmek: Emanet Bilinci
Tasavvufi sevgi dünyayı dışlamaz; aksine dünyayı emanet olarak görür. “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” (Araf, 7/56) uyarısı çevreye, hayvana, suya ve toprağa karşı sorumluluğumuzu hatırlatır. Oysa; Ramazan’da israfın artması bu sevgi anlayışıyla çelişir. Oruç ölçüyü öğretmelidir ve ölçü adaletin kardeşidir. Adaleti olmayanın orucu da olmaz. Hak yiyenin açlığı ancak fizikseldir.
Allah’ı Sevmek
“Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever” (Maide, 5/54)
Allah sevgisi muhabbetle kemale erer. Hadis-i Kutsi’de “Kulum Bana bir adım gelirse Ben ona koşarak gelirim” müjdesi Ramazan’ın bereketli gecelerine umut taşır. Ramazan ayı umarım hepimize sevginin yeniden öğrenildiği bir mektep olabilir. Birbirimizi sevelim, dünyayı sevelim. Allah’ı sevelim. Yunus Emre ne der dostlar:
“Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için
Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim.”
Ana Sayfaya Dön