Son Haberler
Eğitim Sistemimizin Paradoksu: Öğrenci mi İşçi mi ? - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

Eğitim Sistemimizin Paradoksu: Öğrenci mi İşçi mi ?

Yazar: Nur KARABULUT | 22.12.2025
Eğitim Sistemimizin Paradoksu: Öğrenci mi İşçi mi?
MESEM
Nur KARABULUT
Türkiye’de hiçbirimiz üniversite sistemi için aynı tarz bir sınava girmemişizdir. Mesela ben hiç ev ekonomisi dersi falan almadım. Demokrasi ve insan hakları dersine ise hala minnettarım. Türkiye’de eğitim politikaları, yıllardır “reform”adı altında sık sık değiştiriliyor. Ancak bu değişimlerin büyük bölümü çocukların yüksek yararını gözetmek yerine, piyasanın kısa vadeli ihtiyaçlarını merkeze alıyor. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ise; bu yaklaşımın en tartışmalı örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.
Resmî söyleme göre MESEM; gençlere mesleki beceri kazandırmayı amaçlayan bir eğitim modelidir fakatMESEM’in en temel zaafı, eğitim ile çalışma arasındaki sınırın bilinçli biçimde bulanıklaştırılmasıdır. Uygulamada haftanın dört günü işyerinde, yalnızca bir günü okulda geçirilen bu sistem; öğrencileri eğitimden koparan ve onları fiilen ücretli çalışan statüsüne mahkûm eden bir yapıya dönüşmüş durumda. Özellikle düşük gelirli ailelerin çocukları için MESEM, bir eğitim yolundan çok erken yaşta işgücüne katılmanın zorunlu rotası hâline geliyor.
Çocuk Hakları ve Çalışma Yaşamı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, eğitim hakkını nitelikli ve sürekli bir süreç olarak güvence altına alır. Ancak MESEM’de çocuklar haftanın büyük bölümünü atölyelerde ve işyerlerinde geçiriyor. Bu süreç ise; çoğu zaman eğitimden çok üretim faaliyetine benziyor. Eğitim, okul sıralarında geçirilen zamanın yanı sıra, çocuğun zihinsel, bedensel ve sosyal gelişimini esas alan kapsamlı bir hak olmalıdır.
Anayasa çocuk hakları açısından “çocuğun yüksek yararını” açıkça vurgular. Devlet, çocukların korunması ve güvenli ortamda gelişimi için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Peki tehlikeli iş kollarında çalıştırılan, iş kazalarında hayatını kaybeden bu çocukların hangi üstün yararı korunmuştur?
Anayasa’nın çalışma yaşamına ilişkin hükümleri de bu tartışmada kritik önemdedir. “Yaşına ve gücüne uygun olmayan işlerde kimse çalıştırılamaz” diyen hukuk metni, küçüklerin özel korunmasını emreder. Ne var ki MESEM’de uzun çalışma saatleri, yetersiz iş güvenliği ve denetimsizlikler bu korumanın fiilen ortadan kalktığını gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri ve çalışma standartları ile ciddi çelişkiler doğuruyor.
İş Cinayetleri ve Güvenlik Sorunları
Son haftalarda MESEM kapsamında çalışan gençlerin yaşadığı iş cinayetleri gündemin odağına yerleşti. Farklı kaynaklar, program dahilinde işyerlerinde ölen çocuk sayısının ciddi boyutlara ulaştığını bildiriyor. Bazı raporlara göre ise, MESEM uygulamasında yer alan öğrenci ölümlerinin sayısı artıyor ve sistemin çocuk güvenliği konusunda ciddi açıklar barındırdığı vurgulanıyor.
Çocuklar ağır koşullarda çalışırken hayatını kaybediyor. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da MESEM’i ve çocuk işçi ölümlerini protesto eden öğrencilerin tutuklanması, tartışmayı sadece eğitim politikası sınırlarının ötesine taşıdı. Hatta bu modeli sorgulayan gençlere verilen sert cevaplar toplumda korku ve susturma kültürünü derinleştirmekten başka işe yaramaz.
Protesto, ifade özgürlüğü ve demokratik katılım hakları bir hukuk devletinde korunması gereken temel unsurlardır. Ancak gençlerin bu haklarını kullanırken karşılaştıkları baskıve gözaltılar eğitim alanındaki sorunları çözmek yerine derinleştiren bir refleks olarak karşımıza çıkıyor. Devlet, çocukları korumak yerine konuşan gençleri susturmaya çalışıyor. Bu durum, meseleyi yalnızca eğitim sistemi tartışması olmaktan çıkarıp doğrudan hak ve hukuk sorunu haline getiriyor.
Çocukların ruhsal sağlığı da bu sistemden zarar görüyor. Eğitimin değil, üretime dayalı bir programın parçası olarak deneyimledikleri bu süreç, sadece bedenlerini değil psikolojilerini de zorluyor. Ruhsal sağlığın korunması devletin anayasal yükümlülüğüdür Yanında öğrencileri çalıştıran ve meclis lokantasından apar topar kovulan aşçının yaptıklarını biraz araştırarak öğrenebilirsiniz.
 
Eşitlikten Uzak Bir Sistem
 
Bir başka çarpıcı boyut ise eşitlik meselesidir. Eğitim politikaları, toplumsal eşitsizlikleri azaltmayı hedeflemelidir. Oysa MESEM uygulamalarının ağırlıklı olarak yoksul ve dezavantajlı ailelerin çocuklarını kapsadığı görülüyor. Devlet, gelir düzeyi düşük çocukları iş gücüne erken dahil ederken, imkânı daha geniş ailelerin çocukları eğitim sistemine daha uzun süreli ve kapsamlı şekilde tutunuyor. Bu pratik, eğitimde fırsat eşitliğini yerine eşitsizliği yeniden üretmektir.
Eğitim Politikalarında Emek Sorunu
Bir toplumun medeniyeti, çocuklarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Çocukların bedenlerini, güvenliklerini ve haklarını feda eden politikalar kabul edilemez. Eğitim politikamızın odağında her bir çocuğun yaşam hakkı ve nitelikli öğrenme fırsatı olmalıdır. Bunun tam tersi bir yaklaşım, demokratik ve eşitlikçi bir toplumun iddiasıyla çelişir. Bu durum, eğitim politikalarının artık sadece pedagojik değil aynı zamanda insan hakları ve hukuk boyutuyla da ele alınması gerektiğini gösterir.
Çocukların uzun saatler boyunca işyerlerinde bulunması, ağır ve tehlikeli sektörlerde çalıştırılması eğitim hakkını fiilen ikincil hâle getiriyor. Çocuk hakları savunucuları, bu tabloyu “eğitim ile çocuk emeğinin birbirine karışması” olarak tarif ediyorlar ve bunun hem pedagojik hem de etik açıdan kabul edilemez olduğunu belirtiyorlar.
Anayasa raflarda dururken çocuklar fabrikalarda ve atölyelerde. Ve bazıları artık hayatta değil. Bu tabloyu hala “eğitim” diye savunmak mümkün değildir.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.