Son Haberler
Yeni Medya Ekosisteminde Güç, Kontrol ve Travma - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

Yeni Medya Ekosisteminde Güç, Kontrol ve Travma

Yazar: Nur KARABULUT | 27.11.2025
Filtre balonlarının içinde yaşayanlar, hakikati değil, kendi yankılarını duyar." Teknolojinin sunduğu hız, kolaylık ve sınırsız erişim... Ama ne pahasına? Bugün kendimizi özgür sandığımız dijital meydanlarda, aslında görünmez duvarlarla çevrili dar sokaklarda dolaşıyoruz. Instagram'daki keşfet sayfanız, gerçekte sizin için bir ayna. "Bana keşfetinizi gösterin, size kim olduğunuzu söyleyeyim". Peki, bu dijital aynayı kim parlatıyor? Sırlı camın arkasındaki kim?



Dijital Bekçiler: Şiddet, Güç ve Sansür

Eşik bekçilerini iletişimciler olarak, derslerden bilirdik ancak yeni medya ise kendi dijital bekçilerini de çoktan yarattı. Algoritmalar, moderasyon mekanizmaları ve kimliksiz gözetmenler. Bugün sosyal medyada gördüğümüz her şey, farkında olmadığımız bir el tarafından seçiliyor. Piyasanın görünmez eli dijitalleşti mi acaba?

Neyin görünmeyeceği kısmı önemli bir sorun. Dün İLEF'te CİSEM 2025 sempozyumunun birinci günüydü. ABD başkanının bir algoritmayı kullanarak yargıyı harekete geçirmeye çalışması sizce de ilginç bir veri değil mi? Bir araştırmacının sempozyumda aktardığı çalışma seçim dönemlerinde hangi seçmene hangi içeriğin gösterileceği bile algoritmalarla kurgulandığını söylüyor. Sonuçta bir sağcı bir solcunun gerçek haberine dijitalde ulaşamıyor. Sadece trollerin eğip büktüğü, adeta Harry Potter evrenindeki Voldemort'un çürük illüzyonuna benzeyen bir versiyonunu görüyor. Hakikatin yerine tasarlanmış bir yalan önümüze düşüyor. Her haberi doğru mu sanıyordunuz?


Gözetim Toplumu: Foucault Dijitalde Yaşıyor

Foucault'nun gözetim toplumu hakkındaki tespitleri bugün dijitalde vücut buluyor. Ete kemiğe bürünmüş hâli ekranlarımızda, cebimizde ve bilgisayarlarımızda capcanlı olarak karşımızda. Konum bilgilerimiz, mesajlarımız, ilişkilerimiz... Hepsi kayıt altına alınıyor. Ne için? Amaç ne?

Platformların "önerilen içerik" mekanizmaları sadece beğenilerimizi kişiselleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda öfkemizi ve kutuplaştırıcı duygularımızı da besliyor. Bir rapora göre nefret söylemi içeren içeriklerin büyük bir kısmı kullanıcıya kasıtlı olarak öneriliyor bu da kutuplaşmanın derinleşmesine, yanlış bilgilerin hızla yayılmasına ve dijital şiddetin normalleşmesine yol açıyor.

Bir diğer örnekte; bir sosyal medya platformunun, kadın gazetecilerin gönderilerini "topluluk kuralları" gerekçesiyle sıkça görünmez kıldığı ortaya çıkması. Aynı platform, sahte ve saldırgan hesapları aylarca tespit edemedi. Dijital şiddet korkusu nedeniyle kendini geri çeken her kadın, aslında kamusal tartışma alanından da geri çekiliyor. Bu durum, temsil eşitliği içinse ağır bir kayıp.


Dijital Şiddetin Yeni Yüzü

Dijital çağda çalınan asıl şey zamanımız değildir. Bir türlü tek bir alana odaklayamadığımız dikkatimizdir. Buda'nın "Tek gözünüz olsaydı ışıkla dolardı" sözü, bugün tek ekrana bakan zihinlerimizin karanlığına acı bir ayna niteliğinde.

Dijital şiddet, fiziksel temas olmadan işlenen ama derin psikolojik ve ekonomik yaralar bırakan bir şiddet türüdür. Siber zorbalık, taciz, dijital takip, doxing, manipülasyon ve görüntü temelli saldırılar gibi biçimlerle kendini gösterir. Mesela; doxing vakalarında kişilerin adresleri, telefonları, hatta özel yazışmaları ifşa ediliyor. Dijital itibar saldırıları kariyerleri yıkabiliyor ve yanlış bilginin yayılması iş ortaklıklarını bitirebilir. Dijital şiddetin ekonomik etkileri ise çoğu zaman göz ardı edilen ama derin izler bırakan bir başka boyut.

Dijital şiddet genellikle güç ilişkileri, görünmez şiddet biçimleri ve dijital ortamların gözetim özellikleri üzerinden ele alınmalıdır. Kadın gazetecilerin paylaşımlarının görünmez kılınmasına rağmen sahte hesapların aylarca dokunulmaz kalması ise bize şu soruyu sordurmalıdır. Kim bizi koruyor ya da kim susmamızı istiyor?


Toplumsal Etkiler: Çevrimiçi Zorbalıktan Güdümlü Demokrasiye

Dijital şiddet yalnızca bireyi değil, toplumu da sessizleştiriyor. Kadınlar ve aktivistler taciz korkusuyla geri çekiliyor; gençler görünmez bir troll adlı saldırı ordusuyla baş etmeye çalışıyor. Kamusal tartışma alanı daralıyor ve demokrasi zedeleniyor. Çocukların maruz kaldığı siber zorbalık, depresyonu, kaygıyı ve sosyal izolasyonu artırırken, kadınların dijital ortamda güvensiz hissetmesi toplumsal cinsiyet uçurumunu derinleştiriyor.

2024'te sadece nüfusumuzun %15,6'sının sadece genç olduğunu biliyor muydunuz? Biz bu gençleri de büyük bir azimle kaybetmek istiyor gibiyiz. Ayrıca doxing ve itibar saldırıları bir insanın kariyerini bir gecede yok edebiliyor; ekonomik yıkım da dijital şiddetin ağır ama sıkça göz ardı edilen bir boyutu.


Hukuk Devleti Paradigması

Yasalar pek çok ülkede dijital alanlara özel güçlendiriliyor. Kişisel verilerin korunması, dijital nefret suçları ve ısrarlı takip gibi alanlarda düzenlemeler gündemde. Ancak deliller bir tuşla silinebiliyor, anında paylaşılan mesajların kaynağı iz bırakmadan kaybolabiliyor ve küresel platformlar farklı hukuk düzenlerinde hareket edebiliyor. Bu koşullar altında tek başına yasa ne kadar etkili olabilir?

Ne yazık ki hukuk çoğu zaman suçu işlendikten sonra devreye giriyor ve mağdur çoktan zarar görmüş oluyor. Bu yüzden teknoloji şirketlerinin sorumluluğu, platform denetimi ve dijital etik politikalarının güçlendirilmesi şart.


Dijital Okuryazarlık: Yeni Bir Savunma Hattı

Dijital şiddetle mücadelede ilk ve en etkili adım bilinçli kullanıcılar yetiştirmek. Dijital okuryazarlık ise; kaynağı sorgulamayı, manipülasyonu fark etmeyi, siber zorbalığı tanımayı, dijital ayak izini korumayı ve çevrimiçi risklere karşı dayanıklılık kazanmayı içerir. Bu eğitimler ilköğretimden başlayarak yaygınlaştırılmalıdır.

Bu şiddet türü teknik olmayan toplumsal bir yara. Teknoloji şirketleri, hukuk sistemi, eğitim kurumları ve kullanıcılar yani herkes işin içinde. Hepimizin sorumluluğu var. Peki; biz gerçekten güvenli bir dijital toplum istiyor muyuz, yoksa gölge arkadaşlarla ve yalanlarla yaşamaya çoktan alıştık mı?

Unutmayalım ki internet bizim elimizde şekillenen bir alan. Karanlığı büyüten de biziz, aydınlatacak olan da biz olacağız. Dijital dünya artık sadece bir ekran değil; hayatın ta kendisi ve kimsenin yaşamı bir başka kişinin parmağının ucundaki şiddetin gölgesinde kalmayı hak etmiyor. Bugün atacağımız en küçük adım, yarının en büyük farkını yaratabilir.
Ana Sayfaya Dön