DALINDA KALAN ÜZÜMLER: GÖZYAŞINA DÖNÜŞEN EMEK
Sonbahar gelmişti. Bağlarda üzümler olgunlaşmış ve salkımlar dallarını eğmişti. Her
bir salkımda aylarca verilen emek, dökülen ter ve bir ailenin umudu vardı ama o yıl bağda
beklenen sevinç yoktu.
Bir kadın, üzüm sıralarının arasında sessizce yürüyordu. Ellerini uzatıp salkımlara
dokunuyor, sonra başını eğiyordu. Toplanmayı bekleyen üzümler dalında kalmıştı. Onları
yetiştirmek için aylarca uğraşmıştı; budamış, sulamış, hastalıklardan korumuş, sabahın erken
saatlerinde bağa koşmuştu.
Şimdi ise emeğinin karşılığını alamamanın acısıyla karşı karşıyaydı. Belki toplamanın
maliyeti çok yüksekti. Belki alıcı yoktu. Belki de üzümün fiyatı, onu yetiştirmek için
harcanan parayı bile karşılamıyordu.
Kadın daha fazla dayanamadı. Dalların arasında durdu ve ağlamaya başladı. O
gözyaşları yalnızca bir ürünün dalda kalmasına değildi. Bir yılın emeğine, ödenmesi gereken
borçlara, evde bekleyen ihtiyaçlara ve geleceğe dair tükenen umutlara akıyordu.
Bağ sessizdi. Salkımlar yerindeydi. Rüzgâr dalları hafifçe sallıyordu. Doğa görevini
yapmış, üzümü yetiştirmişti. Ama insanın emeğini koruyacak düzen işlememişti. Bir salkım
üzüm dalında kalabilir. Peki, bir insanın bütün bir yıllık emeği nasıl dalında bırakılır?
O kadının gözyaşları, aslında yalnızca onun hikâyesi değildi. Ürettiği ürünü
satamayan, maliyetlerin altında ezilen ve emeğinin karşılığını bekleyen nice çiftçinin hikâyesi
çünkü çiftçinin derdi yalnızca üzüm yetiştirmek değildir. Yetiştirdiği ürünle evini
geçindirmek, borcunu ödemek ve bir sonraki yıla umutla başlayabilmektir.
Bazen bir bağda dalında kalan üzümler, bir ülkede emeğin ne kadar sahipsiz kaldığını
anlatmaya yeter. Çiftçinin ürettiği para etmiyor, çiftçi yalnız… üretemeyen bir toplum da yok
olmaya mahkumdur. Çiftçi sahipsiz. Elma, pancar ve limon üreticisi de aynı durumda.
Emek ve Üretim İlişkisi
Ülkemizde bu aralar medyada tek bir söylem var. “Yine bir şafak baskını… “Sabaha
kadar fırtına, yağmur ve sel çiftçinin bahçesini bastı. Çiftçi mağdur…Üreticileri hasada
başladı fakat çiftçinin yüzünü güldürecek bir haber yok. Mazot, gübre ve işçilik gibi
kalemlerde yaşanan zamlar çiftçinin belini büktü. Ürünler bahçede ve dallarda çürüyor.
Üretici, mazot bulamadığı için ürününü fabrikaya götüremezken, soğuk hava depoları
da yok. Mecburen, uyanık tüccarlar kaç lira verirse o fiyata satmak zorunda bırakılıyor. Bu
arada biz de 5 liralık ürünleri on katı ve daha fazlasına marketlerden almak zorunda kalıyoruz.
Bahçede 15–20 TL’ye satılan elma, birkaç adım ötedeki markette ürünün 80–100 TL’ye
satılıyor. Kazanan ise; sadece aradaki tüccar.
Orta Oyuncular ve Üretici-Tüketici Uçurumu
Çiftçilerin talepleri ciddiye alınarak alım fiyatı yeniden gözden geçirilmeli,
fabrikalardaki kapasite artışı, ikinci kantar kurulması ve melas/küspe temini için aksiyon
alınmalıdır.
Hızla artan gübre, mazot ve işçilik giderleri üretici gelirini eritirken, buna üretim
planlamasında belirsizlik ve güçlü ölçek ekonomisi olan büyük alıcıların fiyat belirleme
gücü eklendi. Sonuçta birçok küçük üretici zararı finanse edemez hale gelmiş, arazisini terk
etmek ya da satmak durumunda kalmıştır.
TUIK verilerine göre; tarımsal girdi fiyatları yıllık %38,97 oranında arttı. Özellikle
gübrede yıllık %62,8, enerji (mazot) ve diğer temel girdilerde çift haneli aylık artış var. Bu
durum, çiftçinin enflasyonun çok üzerinde maliyet yüküyle karşılaşmasına neden oldu.
Türkiye’de tarımsal istihdam payı 2005–2025 arasında %25,5’ten %14’e
geriledi. Üzüm hasadı el emeğine dayalı olduğundan işgücü yetersizliği büyük sorun.
İnsanların işçiye verecek parası kalmadı.
Ne Yapmalı?
Taze sofralık üzüm için hasat sonrası satış süresini uzatacak soğuk oda yatırımları
gerekli. Kooperatiflere ait soğuk depolar kurularak pazara arz zamana yayılabilir. Mobil
uygulamalar veya e-ticaret platformlarıyla üreticiden perakendeciye aracı azaltılabilir.
Üreticiden tüketiciye sorunsuz akış için toplu pazarlama ve markalaşma sağlanabilir.
Elle toplamanın yerini mekanik hasat alabilir. Enfeksiyon ve kalite kaybını azaltacak nem
kontrolü yapılan kapalı kurutma tesisleri desteklenebilir. Üzüm soyma desteği veren küçük
makinelerle toplama verimi artırılabilir.
Özellikle küçük çiftçilere yönelik mazot, gübre kuponları veya dijital yem / malzeme
desteği pilotlanabilir. Bu, üreticinin özel ihtiyaçlarına yönlendirilebilir.
Üretici ile tüketici fiyat farkı, uluslararası pazar fiyatlarıyla iç piyasa fiyatları
karşılaştırılmalıdır. Ürünü çiftçiden ucuza almak için; son güne kadar hasadı dalında
bırakmaya neden olan tüccarlara izin verilmemelidir. Çiftçi, ürünlerini satamıyor, borçlarını
ödeyemiyor. Bu sabah, Manisa Sarıgöl de bir kadın şunları söyleyerek ağlıyordu.
“Bağımda üzümler var, satılmıyor. Mazotçu, ilaççı, gübreci… Dünya borcum var.
Şurada söyleyecek çok şey var da… Bu çiftçi, mazotunu, ilacını neyle ödeyecek”
1 kilo limon bir lira bile etmiyor. Şeker pancarı üreticilerini şeker fabrikaları
görmezden geliyor. Beş, dört, beş liraya çıkan elmanın sadece suluk değeri var. O da üreticiye
değil, tekellere.
Çiftçinin ve yoksulun ahı yerde kalmaz. Halk bu durumdayken fon olayının halini
görüyoruz. Yukarılarda altın bir yerlerde yaşayan ve her şeyi rant kapısı olarak gören mavi
kanlı zihniyet sonunda çiftçiyi de tüketti.
Oysa, Atatürk’ün de dediği gibi” köylü milletin efendisidir”. Kıymetini bilmezseniz
bir gün o sofranızda yiyecek meyve ve sebze bulamayacaksınız? Üretmeyen bir toplum da
yok olmaya mahkumdur.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön