BİR ÇİFT KÜÇÜK AYAKKABI: DEPREM
“Deprem öldürmez, bina öldürür”
Gece Saat 04.17’de Elif, annesinin çığlıklarıyla uyandı. Duvarlar üzerlerine yürürken korkuyla annesine sarıldı. Annesi, saçlarını okşayarak korkmamasını, yardımın geleceğini söyledi.
Saatler sonra Elif, enkazın altından çıkarıldı. Annesinin eli hâlâ avucundaydı. Fakat annesi artık konuşmuyordu. Hayal meyal gördüğü yüzler ve acil bir durum olduğunu haykıran sesler arasında hastaneye kaldırıldı. Hastanede gözleri, sedyenin yanındaki küçük ayakkabılarına takıldı.
Birini ayağına giydi, diğerini göğsüne bastırdı. Annesinin kendisine yeni ayakkabılar alacağını hatırladı.Yanına gelen görevliye annesinin nerede olduğunu sordu. Sonra sessizce, annesinin de hastaneye gelip gelmeyeceğini sordu. Görevli cevap veremeyince Elif’in gözleri doldu. Gözlerini kapatıp fısıldadı:
“Babam da annemleydi.”
O gece Elif kurtulmuştu ama çocukluğu enkaz altında kalmıştı. O günleri hep birlikte unuttuk. Siyah torbalara koyduğumuz canları ve geç müdahale yüzünden sesini duymadığımız tüm Elifleri, annelerini ve babalarını unuttuk. Ancak hala aynı bölgede yaşıyoruz. Ülkemiz de her an yeni bir deprem olabilir ve biz buna hazır mıyız?
Aynı hataları yapıp sonra ah, vah ederek şunu yapsaydık, böyle olsaydı diye sızlanacak mıyız?
Deprem Değil, İhmal Öldürür
Türkiye’de deprem gerçeğini konuşmak için yeni bir felaketi beklememeliyiz. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, 23 Ekim 2011 Van Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde beklenmiyordu.
Deprem doğal bir olaydır ancak can kayıplarının büyümesi ise çoğu zaman önlenebilir yanlışların sonucudur. Güvensiz binalar, yanlış yer seçimi, yetersiz denetim ve plansız kentleşme, tehlikeyi felakete dönüştürür.
1999’dan 2023’e: Değişmeyen Hatalar
1999 Marmara Depremi, yapı güvenliği ve afet yönetimi konusunda Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Yapı denetimi sisteminde düzenlemeler yapıldı, deprem bilinci tartışılmaya başlandı. Buna rağmen 6 Şubat 2023’te meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem, yapısal güvenlik sorunlarının hâlâ çözülemediğini gösterdi.
2025 yılında; Journal of BuildingEngineering dergisinde yayımlanan bir araştırmada sahadaki yapısal kusurların yıkım ve hasarın başlıca nedenleri arasında bulunduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, çok sayıda yapıda ciddi hasarlar tespit etti.
Yönetmelik çıkarmak tek başına yeterli değildir. Kurallara uyulması, kullanılan malzemenin niteliği, mühendislik hizmetlerinin doğruluğu ve denetimin bağımsızlığı hayati önem taşır.
İmar aflarıyla güvenlik sorunlarının üzerini örtmek, denetimi kâğıt üzerinde bırakmak ve şehirleri bilimsel planlama yerine kısa vadeli çıkarlarla büyütmek kabul edilemez. Sorumluluk yalnızca müteahhide yüklenemez; ruhsat veren, denetleyen ve karar alan bütün kurumlar hesap verebilir olmalıdır.
Hazırlık, Depremden Önce Başlar
Peki, vatandaş olarak ne yapabiliriz? Öncelikle yaşadığımız binanın güvenliğini sorgulamalıyız. Binanın yaşı tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Yetkin mühendislerce yapılacak incelemeler, taşıyıcı sistemin durumunu ve gerekli güçlendirme ihtiyacını ortaya koyabilir. Riskli olduğundan şüphelenilen yapılar için yetkili uzmanlardan değerlendirme istenmelidir.
İkinci adım, evde güvenli alanlar belirlemektir. Dolaplar ve raflar duvara sabitlenmeli, ağır eşyalar yatakların üzerine yerleştirilmemelidir. Aile bireyleri deprem sırasında uygulanacak “çök-kapan-tutun” hareketini öğrenmeli; sarsıntı sırasında merdivenlere veya asansöre yönelmemelidir.
Üçüncü adım, afet çantası hazırlamaktır. Çantada su, bozulmayan yiyecekler, el feneri, pil, ilk yardım malzemeleri, düdük, düzenli kullanılan ilaçlar ve önemli belgelerin kopyaları bulunmalıdır. Aileler ayrıca iletişim planı oluşturmalı, buluşma noktası belirlemeli ve çocuklar, yaşlılar ile engelli bireylerin ihtiyaçlarını önceden düşünmelidir.
Devletin Görevi, Vatandaşın Sorumluluğu
Bireysel hazırlık önemlidir ama bütün sorumluluğu vatandaşa yüklemek doğru değildir. Devlet ve yerel yönetimler, riskli yapı stokunu bilimsel ölçütlerle belirlemeli, güçlendirme ve dönüşüm çalışmalarını önceliklendirmeli, toplanma alanlarını korumalıdır. Hastaneler, okullar, köprüler ve iletişim altyapısı düzenli olarak denetlenmelidir.
AFAD koordinasyonunda hazırlanan 2022-2030 Türkiye Afet Risk Azaltma Planı da afet zararlarını azaltmak için kurumların, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve toplumun birlikte hareket etmesini öngörüyor.
Bu hedeflerin kâğıt üzerinde kalmaması için bütçeler, uygulama takvimleri ve denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Kentsel dönüşüm, yalnızca binaları yenileme veya rant üretme projesi değil, insan hayatını koruma politikası olmalıdır.
Depremden sonra sergilenen dayanışma değerlidir; fakat dayanışma, önceden alınması gereken önlemlerin yerini tutamaz. Her felaketten sonra aynı sözleri söylemek yerine aynı hataları tekrarlamayı bırakmalıyız.
Unutmayalım ki; afetlere karşı en güçlü savunma, bilim, denetim ve hazırlıktır. Güvenli binalar, doğru şehir planlaması ve bilinçli toplum bir araya geldiğinde depremin yıkıcı sonuçları azaltılabilir.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön