TOPLUMSAL ÇÜRÜME
İnsanlık tarihi insana kötülükle başlamış. Hâlâ kötü duyguların dibine kadar kullanıldığı bir dünya hüküm sürüyor. İyiliğin, hakkın, adaletin hâkim olduğu bir dünyayı bulmak hayal.
Çıkar ilişkileri, kazanma hırsı, açgözlülük, ego var oldukça bunlar da her türlü beslendikçe iyi duyguların varlık göstermesi mümkün olmayacak.
İnsanı doğru eğitmek, insan eğitimini önemsemek tam da burada devreye giriyor. İnsan eğitmek zor iş. Bunu başarmak önemli bir adım tabi. İskandinav ülkeleri, Japonya gibi ülkeler insan yetiştirmeyi hedefliyor okullarda.
Bu da suç oranını, haksızlık yapmayı, ölçüyü kaçırmayı bir nebze olsun frenliyor.
Bizde çocuk okula başladığı gibi erdemli olmayı, insana saygıyı, değer vermeyi, örnek olmayı, paylaşmayı, sevmeyi öğrenmesi gerekirken maalesef test çözmeyi, yarışmayı, derslerde başarıyı ve sınıfta önde olmayı öğreniyor. Herkesin beklentisi bu yönde çünkü. Çocuğun kişisel gelişimini değil girdiği sınavda kaçıncı olduğu ilgilendiriyor bizi.
İnsanlık dinden uzaklaştıkça değil insanlıktan uzaklaştıkça çığırından çıkıyor. Yaşamın her alanında kültürün, örfün birikimiyle oluşturulan uygulamalar; köksüz, çılgın bir yaşama yenik düşüyor.
Farklı olma, önde olma, dikkat çekme, kendini gösterme, beğenilme arzusu, övülme isteği ve kazanma hırsına kapılan kişilerin her platformda kendini görmesi ve hayatımıza nüfuz etmesi tüm aile birliğini tehdit eden bir olgu.
Bunları görmezden gelmek, bunlara destek olmaktır. İnsanlığın asıl mücadele etmesi gereken, asıl kafa yorması gereken para kazanma peşinde koşma olmamalıdır. Günde 8-10 saat iş hayatına ayırıp 8-10 dakika çocuğunun eğitiminden kaçan kişi sonra çocuğunun istemediği huylara ve alışkanlıklara kapıldığını fark edince 8-10 saat de harcasa hatta servetini de harcasa sonra o zararlı alışkanlıklardan kurtaramıyor çocuğunu. Her şey zamanında ve etkili mücadele ile önlenebilir veya geliştirilebilir.
Her geçen gün bir sonraki günü aratacak duruma gelmiş. Gün geçmiyor ki bizleri şaşırtan bir akım, bir saçmalık çıkmasın. Artık ne duysak ne görsek şaşırmıyoruz. Olağanüstü derecede olan şeyler sık sık yaşanınca olağan gelmeye başlıyor. Bozulma, tazyik, saçmalık, kötülükler arttıkça aynı oranda tedbir, takip ve iyilikler artmayınca bunun adı kötüye gidiş oluyor ve durdurulamıyor. Olanı muhafaza etmek hiç yoktan iyidir. Yerinde saymak geriye gitmekten iyi olduğu gibi.
Ana Sayfaya Dön