OKUL YOLUNDA KATLİAM
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 15 yaşındaki bir lise öğrencisi, anneannesinden aldığı pompalı tüfekle kendi okuluna saldırdı. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde gerçekleşen olayda, 3'ü ağır olmak üzere toplam 11 öğrenci yaralandı. Bir kişi öldü. Saldırgan çocuk, annesi, babası ve silahın ruhsat sahibi dedesi dahil toplam 4 kişi gözaltına alındı.
Başka bir okul ve yine saldırı. Güvenlik görevlisinin olay anında kaçması da tartışılıyor. Bir çocuk neden silah kullanmayı öğrenir? Silaha erişimi nasıl bu kadar kolay oldu? Sabahları okula gönderdiğimiz çocuklarımızı hayatı gerçekten güvende mi?
Yine kanımız dondu. Yine anneler ve babalar korku içinde kaldı. Bir nesil özgüvenlilik kisvesi altında hadsiz, bencil, zorba ve hasta davranış kalıplarıyla yetiştirildi. Öncelikle, hiç kimse bu sorumsuz aileler tarafından yetiştirilip sokağa salınan çocuklara katlanmak zorunda değildir.
Dünyada yalnızca kendi çocuğu önemliymiş gibi her şeyi ona mubah gören, küçüğü, büyüğü ve saygıyı öğretmeyen Türkiye yüzyılının yetiştirmiş olduğu çocuklar hepimizin hayatını tehdit ediyor. Sokağa çıktığımız an bu kötü ve becerisiz yetiştirilmiş çocukların ve gençlerin mağduru oluyoruz. Öfkeliler, her şeyi yapmanın mubah olduğunu sanıyorlar.
Geçen yıl, Nisan ayında Şanlıurfa’daki okul saldırısının hemen ardından Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’na düzenlenen silahlı saldırıda sekiz öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybetti; daha sonra yaralı bir öğrencinin de yaşamını yitirmesiyle saldırının sivil kaybı arttı.
Mart ayında İstanbul Çekmeköy’de ise 17 yaşındaki bir öğrencinin bıçaklı saldırısında öğretmen Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti. Bununla ilgili yıllık yasal verilere ulaşmaya çalıştım fakat şiddeti yıllar boyunca aynı yöntemle ölçen bütünlüklü bir ulusal veri setinin eksikliği yaşıyoruz.
Gençler ve Medya
Peki televizyon dizileri, sosyal medya ve erkeklik kültürü bu tablonun neresinde?Burada da kesin hüküm yerine bilimsel bulgulara bakmak gerekir. Türkiye’de yapılan bir araştırmada, şiddet içerikli medya ile daha sık karşılaşan ergenlerin saldırganlık puanlarının daha yüksek olduğu saptandı.
Aklıma benim bir dizi geldi. Orada yetimlerin babası olduğu iddia edilen dizi kahramanı sevgilisi için gözünü bile kırpmadan insanların kafasına sıkıyor. Bu ve benzeri diziler erkekliğin böyle bir şey olduğunu dayatıyor.
Hakkını kendi arayan bu sözde erkekler havalı müzikler eşliğinde kahraman ilan ediliyor. Oysa o yetimleri “bana ters baktın” diyerek babasız bırakan ta kendisi. Bu tür senaryoların herkese açık saatlerde TV’de yayınlanması yasaklanmalıdır. Belli ki çocuklar özeniyor. Sadece çocuklar da değil tabi ki. Yetişkinler de özeniyor.
Okul, toplumun dışında steril bir ada değildir. Evdeki silah, sokaktaki suç, ekrandaki şiddet, ekonomik sıkışmışlık, akran baskısı ve okul iklimi aynı çocuğun dünyasında buluşabilir.
Bu nedenle yapılması gereken, çocukları yalnızca “tehlikeli” ilan etmek değildir. Tam tersine, hangi çocukların neden risk altında olduğunu erken görmek; silaha erişimi engellemek, okul güvenliğini güçlendirmek; psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarını büyütmek ve şiddeti erkekliğin doğal dili olmaktan çıkarmaktır.
Okul Güvenliği
Türkiye’de her okulda sürekli polis bulunmuyor. Güvenlik uygulamaları okulların risk durumuna göre değişiyor. Saldırı meydana gelen okulun birinci derece riskli bir okul olduğu belirtiliyor. İstasyon altı denen bir bölgede ve suç oranı yüksek. Yani o okulda polis bulundurulması gerekirdi.
Bir çocuğun okul yoluna pompalı tüfekle girebilmesine hangi koşullar izin verdi? Sokaklarda silahla rahatça dolaşıyor.
Okulların zili daha yeni çalmışken gerçekleşen bu olay sosyolojik bir çözülmenin de emarelerini taşımaktadır. Eğitim eşitsizliği, sosyal dışlanma, aile içi sorunlar, akran zorbalığı ve şiddete kolay erişim gibi faktörler çocukların yaşamında birbirinden bağımsız değildir.
Yoksulluk arttıkça şiddet düzeyi artıyor. Fon olayını da duymuşsunuzdur. Mağdur olanların çoğu 20-25 yaş arası erkeklerden oluştuğu belirtiliyor. Belli ki kolay yoldan lüks arabalara ve yatlara sahip olma hayali profesyonelce pazarlanan bir olguya dönüşmüş durumda.
“Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; çünkü onlar düşünmezler.”
(Bakara 17–20)
Şu anda başka dertleri olan yetkililerse halkı görmüyor ve duymuyor. Sarayın ışıltısına alışmış çevreleri de ellerindeki altın tavuğu kaybetmemeye odaklanmış durumda sadece. Arkadaşlar, bu yönetimin yapabileceği bundan ibaret. Fıtratları kaostan besleniyor ve ülke her alanda yavaş yavaş çökerken akıllarında sahte gündemleri var. Sorunun bizzat kaynağı olan aynı sorunu nasıl çözsün?
Eğitim alanında sadece yüzyıl öncesine dönsek iyi olurdu diye düşünen bir yetkiliden de fazla bir şey beklenmez. Dünya, yeni teknolojileri konuşurken, eğitimle ilgili sorunları çözmeyi bırak öğrenciden tuvalet kâğıdı ve temizlik malzemesi isteyen eğitim sistemimizden ne bekleyebiliriz? Çocuklar beslenmesiz, süt kaç lira olmuş ve kantinler de fiyatlar uçmuş? Bu ülkedeki çocuk fakirliğini konuşmaya bile sıra gelmeden can güvenliği bile yok çocukların?
Öte yandan, 5 Mayıs 2026’da TBMM’ye sunulan ve tüm okullarda koruma ve güvenlik görevlisi istihdam edilmesini öngören teklif hâlâ komisyonda. Manisa’daki saldırı, okullarda alınan güvenlik tedbirlerinin sahadaki uygulamasını mutlaka yeniden tartışmaya açmalıdır.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön