MAKİNE BAŞINDA BİR BAĞIMSIZLIK TARİHİ
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Bazı günler vardır, yalnızca takvim yapraklarında yer almaz. Bir milletin hafızasına, geleceğine ve ortak duygularına kazınır. 30 Ağustos da Türk milleti için böyle bir gündür. Bundan 104 yıl önce, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Millî Mücadele'nin kaderini değiştiren büyük bir zafer olarak tarihe geçti.
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutlarken, Bir milletin bağımsızlık uğruna verilen büyük mücadeleyi, fedakârlığı ve geleceğe duyulan inancı kutluyoruz.
Büyük Zafer'e Giden Yol
19 Mayıs 1919'da başlayan Millî Mücadeleyi birkaç cümleye sığdırmak açıkçası zor olacak arkadaşlar. Telgrafla ilgili bir makale hazırlarken bu konu üzerine çalışmıştım. Ağlarla kazanılan bir kurtuluş mücadelesine şahit olmuştum. İsterseniz bu hafta birlikte biraz bu konuyu değinelim.
İnsanoğlu var olduğundan beri uzak yerlere kısa sürede gidebilme zorluğunu yenmeye çalışmıştır. Telgrafın Amerika ve Avrupa’ya hızla yayılmasının ardından, 1850’li yıllarda Osmanlı Devleti’ne getirilmesinden sonra uzaklar yakın hale gelmiş, haberleşme için harcanan süreler kısalmıştır.
Beylerbeyi Sarayı’nda, Sultan Abdülmecid döneminde ilk deneme Jeolog J. Lawrence tarafından yapılmıştır. Ancak İstanbul’daki ilk telgraf hattı Varna-İstanbul arasında Kırım Savaşı sırasında, İngilizler tarafından askeri amaçlı oluşturulmuştur.
Telgraf; Anadolu ve Rumeli’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin daha kolay örgütlenebilmesini sağlamıştır. Posta ve Telgraf birimlerinde çalışan insanlar haksızlık ve eşitsizliklerden daha çok haberdar olduğundan İttihatçı olmuş olabilecekleri de düşünülebilir. Erzurum Postane Müdürü Ermeni Çapan bu kişilere örnek olarak verilebilir.
I. Dünya Savaşı’nda askeri haberleşmenin sağlanması amacıyla menzil telgraf müdürlükleri tarafından var olan telgraf ağları Sahra Telgraf merkezleri adını almıştır. Kapitülasyonların 9 Eylül 1914’de kaldırılmasıyla Türkiye’de bulunan yabancı postaneler de kapatılmıştır. Savaşın sonrasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndaki tüm maddeler Bab-ı Ali’ye telgrafla bildirilmiş ve sonra kabul edilmiştir. Mütarekeyi Posta-Telgraf İdaresi bastığı anma pullarıyla kutlamıştır.
İtilaf Devletleri, anlaşmanın hükümlerine uymamakta bir beis görmemişlerdir. Hatta Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmiştir. İzmir telgrafhanesi telgrafçıları işgali, gizli muhabere ile İstanbul’a duyurmuşlardır. İstanbul Hükümeti bazı telgrafları kaale alarak birkaç mitinge izin vermiştir. Mustafa Kemal Paşa ise; Ali Fuat Paşa’ya çektiği bir telgrafta, olay hakkında bilgi istemiştir.
Samsun
16 Mayıs 1919 Cumartesi günü, İstanbul'dan kalkan, Kaptan İsmail Hakkı (Durusu) idaresindeki Bandırma Vapuru, Dokuzuncu Ordu Kıt'aları Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile mahiyetini Samsun’a götürüyordu. Atatürk, Samsun ve çevresinde asayişi düzenlemekle görevli idi. Samsun’a çıkmasının ardından Kazım Karabekir Paşa’ya bir telgrafla Erzurum’a gitme isteğini bildirmişti.
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da kaldığı altı gün içinde telgraf makinesi başından Anadolu’yu tehlikeye karşı uyandırmak için tüm imkânlarını zorlamıştır. Bu sırada 20 Mayısta kurulan İngiliz Muhipler cemiyeti de, 23 Mayısta bütün belediye başkanlarına çektiği, İngiliz himayesinin talep edilmesini isteyen telgraf ile propaganda yapıyordu. Bir tamim telgrafla, bu telgrafın etkisini azaltmaya çalışan Mustafa Kemal makinenin başında Millî Mücadele’yi başlatmıştı.
Havza da Posta ve Telgraf müdürüne geleceğini bildiren Paşa; valilerle ve ordu komutanlarıyla yine telgraflar aracılığıyla görüşmüştür. Amasya’da Posta ve Telgraf Müdürü Mehmet Ali Bey’in görevlendirdiği Abdurrahman Rahmi (Erden) Bey aracılığıyla Saraydüzü Kışlası’nda çok sayıda telgraf çekilmiştir. Telgraf bu dönemde Millî Mücadele ruhunun katalizörü gibi hareket etmiştir. Mustafa Kemal Paşa tam da bu sebepten telgraf merkezlerinin kontrolünü sağlamayı önemli bir husus olarak görmüştür.
8 Temmuz 1919’da bir telgrafla görevine son verilen Mustafa Kemal Paşa, çektiği bir telgrafla askerlikten istifa etmiştir. Bazen bir telgraf deşifre edilerek önemli bir kongre olan engelleneceğini haberinin açığa çıkmasını sağlamıştır. Nitekim Sivas kongresi bu şekilde tamamlanabilmiş ve Erzurum Kongre’sinde alınan kararlar ‘vatanın bütünü’ kavramı eklenerek kabul edilebilmiştir.
Sivas’taki PTT İdaresi kongrenin emrine bir telgraf makinesi vermesi, Batı Anadolu Fen Müfettişleri merkezinin Kuvay-i Milliye’ye hizmet etmeye başlamasıyla Posta ve Telgraf Umum Müdürü Refik Halid Bey görevden alınmıştır.
Mustafa Kemal Paşa ise, konum ve şartların daha elverişli olmasından dolayı Ankara’ya geçmiştir. Burada Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin çekecekleri telgrafları ücretsiz hale getiren bir genelge yayınlamıştır. Onun için iletişimin daha az engelle karşılaşması mevzu bahis vatan olunca önemli bir durumdur.
Nitekim İstanbul 16 Mart 1920’de İtilaf devletlerince işgal edildiğinde Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Antalya’daki İtalyan Temsilciliğinde bu devletlere ulaştırılmak üzere protesto telgrafları çektirmiştir. İstanbul artık güvenli olmadığından vatansever aydınlar Anadolu’ya geçmeye başlamıştır. Halide Edip ve Doktor Adnan Adıvar ve beraberindeki 24 Milletvekili Anadolu’ya geçen ilk büyük gruptandır.
Telgraf Ajansı 1911’de daha çok ticari bir amaçla kurulmuş bir kurumdur. I. Dünya Savaşı’nda ise işlevini kaybetmiş yerine 1918 Ekiminde ‘Türkiye Havas-Reuter’ bileşimi gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan 1920’de iç ve dış haberlerin halka doğru ulaştırılması için Anadolu Ajansı’nı kurmuş ve bu ajans haberlerinin basılıp çoğaltılarak dağıtımını, köylere ve nahiyelere kadar gönderilmesini istemiştir. Anadolu Ajansı kendisini kimin kurduğunu maalesef günümüzde unutmuştur.
Antalya Telgrafhanesi, Anadolu Ajansı’nın yurt dışına haber yayması ve dünyadan haber alması için kullanılmıştır. Anadolu Ajansı, milli birliği tehlikeye düşürecek kuvvetlere karşı halkı uyarmak, milli kurtuluşu sağlayacak karar ve hareketleri zamanında ilgililere ulaştırmak gibi önemli görevler üstlenmiştir.
Kurtuluş Yoluna Döşenen Hatlar
Her bir telgraf dönemin şartlarında çok önemli bir etki yaratmıştır. TBMM’nin açılacağı bir telgrafla ve insanlara inanç yoluyla olumsuz telkin veren İstanbul Hükümeti’nin yayınladığı fetvaya karşı TBMM’nin fetvası başka bir telgrafla Anadolu’ya duyurulmuştur. TBMM’nin açılışından hemen sonra Posta ve Telgraf Bürosu, Dahiliye Vekaletine bağlanmıştır. Posta ve Umum Müdürlüğü’ne verilen ek bütçe, 1920-1921 yıllarında çıkarılan kanun ve kararnameler iletişime verilen önemi kanıtlamaktadır.
Şartları zorlayarak ulaştırılan yeni hatlarla Ankara, Millî Mücadele’nin kalbi durumuna gelmiştir. Sağlıklı bir kalp için haberleşme; Türkçeleştirilmiş, lakaplar telgraflarda kullanılmamış, uzun ve kişisel telgraflar başka iletişim kanallarına yönlendirilmiştir. Böylece sınırlı telgraf hatlarımız daha önemli konularda kullanılabilmiştir.
Telsiz telgraf ise; ancak ilk olarak Kastamonu’da kurulabilmiştir. Kullanımı henüz Anadolu’da yaygın değildir. Sakarya Savaşı sırasında her taraftan orduyu destekleyen telgraflar cepheye yağmış ve savaşın kazanılması hem yurtta hem de yurt dışında büyük yankı uyandırmıştır.
26 Ağustos 1922 sabahı, Türk ordusunun Büyük Taarruzu başlamıştır. 26 Ağustos 1922’de saat 05.00’da Türk topçusu bütün cephede eş zamanlı olarak Yunan mevzilerine ateş etmeye başlamıştır. Kocatepe'den yönetilen harekâtta topçu birliklerinin ateşiyle Yunan savunma hatları hedef alınmıştır.
27, 28 ve 29 Ağustos günlerinde çatışmalar bütün şiddetiyle devam etti. Türk ordusu, Yunan kuvvetlerinin savunma düzenini parçalamayı ve geri çekilme yollarını kontrol altına almayı başardı. Artık savaşın kaderi belli olmaya başlamıştı ve 30 Ağustos günü, Dumlupınar'da tarihî hesaplaşmanın en önemli aşaması yaşandı.
30 Ağustos 1922'de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği muharebede Türk ordusu, Yunan kuvvetlerini kuşatarak ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu nedenle 30 Ağustos Millî Mücadele'nin kesin sonuca ulaştığı dönüm noktasıdır.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, zaferi bir telgrafla TBMM’ye bildirmiştir. Kadife Kale’ye 9 Eylül 1922’de Türk bayrağını diken Başkomutan Mustafa Kemal Paşa İzmir’i de düşman işgalinden kurtarmıştır.
Böylece Batı Anadolu'daki işgal sona ermiştir. Bu askerî başarının ardından, 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Doğu Trakya'nın savaşılmadan Türkiye'ye bırakılmasının yolu açıldı. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise Türkiye'nin bağımsızlığını uluslararası alanda tescil etti.
Bu Zafer Neyi Anlatıyor?
Böylece 30 Ağustos bağımsız bir devletin doğuş sürecinin de önünü açtı. Bugün; 30 Ağustos'u bugün kutlarken aslında geçmişe olduğu kadar geleceğe de bakıyoruz. Bu zafer bize, zor şartlar altında bile bağımsızlık düşüncesinden vazgeçmeyen bir milletin neleri başarabileceğini gösteriyor.
Mustafa Kemal Atatürk, zaferden yıllar sonra bu toprakların anlamını anlatırken, “Yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı”der. Belki de 30 Ağustos'un en önemli anlamı burada yatıyor çünkü mesele yalnızca bir savaş kazanmak değildi. Mesele, bir milletin kendi geleceğine sahip çıkmasıydı.
Zafer Bayramımız Kutlu Olsun
İşte o zamanlar telgraf, bir milleti hatlarıyla birleştiren ve aynı amaç uğruna tek yumruk olarak hareket etmesini sağlayan sihirli makineydi. Haberleşmenin çok önemli bir etken olduğu Millî Mücadele Dönemi’nde telgrafın katkıları yadsınamaz.
Bağımsızlığına ulaşmasında birbirine sıkı sıkıya bağlı, bazen açık bazen gizli hatların aracılığıyla ulaşmış ülkemizin kısa bir tarih dönemine değindiğim çalışmamı, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve adını bildiğimiz veyahut bilmediğimiz tüm vatanseverlere ithaf ediyorum.
İşte arkadaşlar biz bugün, Dumlupınar'da, Sakarya'da, Afyon'da ve Anadolu'nun dört bir yanında bağımsızlık için mücadele eden askerlerimizi; cephede ve cephe gerisinde büyük fedakârlık gösteren kadınlarımızı, çocuklarımızı ve milletimizin
Ana Sayfaya Dön