MERA POLİTİKASI: KOYUN ÜRETİMİ
“Buğday ve koyundur, geri kalanı sadece bir oyundur.”
Bu atasözü genel olarak ekmeğin ve etin önemini vurgular. Türkiye’nin hayvancılık politikalarını konuşurken gözler nedense sürekli büyükbaşa çevriliyor. Politikalar ve uygulamalar genel olarak sığır yetiştiriciliği etrafında döndüğü içintartışmalar her zaman sığır yetiştiriciliği üzerine odaklanıyor.
Oysa Anadolu’nun iklimi, coğrafyası ve mera yapısı bize başka bir hikâye anlatıyor. Küçükbaş hayvancılık büyüyor. Ülkede 57,9 milyon küçükbaş hayvan var fakat kırmızı et üretimi her geçen gün geriliyor. Masasına et gelen vatandaşın sayısı her geçen gün azalıyor. 2025’te koyun sayısı %5,9 artarak 46 milyona, keçi sayısı %3,4 yükselerek 11 milyon 186’e çıktı. Buna karşın aynı yıl toplam kırmızı et üretimi bir önceki yıla göre %10,5 azalarak 1.885 tona geriledi.
Ahırda ve merada hayvan var. Hayvan sayısı artmasına rağmen et üretiminin gerilemesi, verimlilik ve sürdürülebilirlik sorunlarına işaret ediyor. Artan yem ve işçilik maliyetleri, meraların yetersiz kullanımı ve damızlık hayvan kesimi gibi sorunlar sıkça konuşuluyor.
Üreticinin Sıkıntısı: Maliyetler ve Damızlık
TÜİK’e göre 2025’te koyun eti üretimi %8,1, keçi eti üretimi %8,8 düşerken; toplam kırmızı et üretimi %10,5 azaldı. Bir başka ifadeyle, “çiftçi horon tepiyor ama sofraya et yok.” Demek ki, sadece hayvan sayısını artırmak yetmiyor. Genetik ıslah, modern besi teknikleri ve meraların etkili kullanımıyla verim arttırılmalı; aksi takdirde sayı artsa da kârlılık sağlanamıyor.
Küçükbaş üreticisini zorlayan en önemli faktörlerden biri hızla yükselen girdi maliyetleri. Yem, ilaç, veterinerlik, nakliye ve özellikle çoban giderleri çiftçinin yükünü ağırlaştırıyor. Buna karşılık devletin sabit fiyatları bu maliyetleri karşılamıyor.
Hayvancılıkta bugün ile yarın arasındaki bağı kuran en önemli unsur damızlık hayvandır. Damızlık kesimi, üretimin sürekliliğini baltalıyor. Oysa, damızlık koyun kesimi koyun yetiştiriciliğinin sonu demek. Yani anaç sürüleri azalırsa, et üretimi yarına taşınamaz.
Destek Politikaları
Destek var; peki doğru yere mi ulaşıyor? Tüm bu sorunlara karşın yeni destek paketleri de devreye sokuluyor. 1 Nisan 2026’da açıklanan “Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi” ile her hak sahibine 95 dişi ve 5 erkek küçükbaş hayvan dağıtılması planlandı. Proje açıklamalarına göre amaç, küçükbaş üretimi yapan işletme sayısını ve anaç hayvan sayısını artırmak, kırsal üretimi güçlendirmek ve meraya dayalı üretimi kârlı hâle getirmekti.
Tarım ve Orman Bakanlığı 2025 yılı için kuzu ve oğlak başına temel desteği, aile işletmeleri, genç ve kadın çiftçiler ile örgütlü üreticiler için ilave destekler de öngördü. Bu destekler elbette üreticiye nefes aldırsa da gerçek belirleyici üreticinin yeterli geliri olup olmadığıdır. Desteklerin kesintisiz ödenmesi, üreticinin cebinin dolması ve dolayısıyla hayvanı merada tutabilmesi gerekiyor. Ayrıca mera ıslahı, hayvan sağlığı hizmetleri ve üretici kooperatifleri gibi yapısal adımlar da pakete dahil edilmeli.
Özetle, hayvancılıkta yanlış politikaların faturası her geçen gün katlanarak büyüyor. Bu faturayı sadece çiftçi ödemiyor. Tüketici olarak hepimiz ödüyoruz. Sorunlara çözüm getirilmezse bugün pahalı diye üreticinin alamadığı kırmızı eti yarın paranız olsa bile bulmak çok zor olacak.
Küçükbaş hayvancılık, Anadolu’nun zorlu koşullarını değerlendiren stratejik bir sektör ancak başarı, sadece hayvan sayısıyla ölçülemez. Öncelik, üreticiyi yanında tutacak ve verimliliği artıracak politikalara verilmelidir. Aksi takdirde sayısı çok hayvan bile sofradaki ete ilaç olmayacaktır. Türkiye’de üretimin devam etmesi için meralar yapısal olarak ıslah edilmeli, erken kuzu kesiminin önüne mutlak suretle geçilmeli, koyun eti ve sütü tüketimi teşvik edilmelidir.
Derdini kuyuya bağırıp çözüm arayan üretici ise sırasını bekliyor. Türkiye’nin küçükbaşta ihtiyacı bir “hayvan sayısı kampanyası” değildir. Ülkemizde gereğinden fazla bile koyun mevcuttur. İhtiyaç, üreticiyi yaşatan bir ekonomi politikasıdır. Mesele, o koyunun doğurduğu kuzuların, yetiştiricinin emeğinin ve tüketicinin sofrasındaki etin geleceğini güvence altına almaktır.
Üretici üretimden koparsa, market rafındaki fiyat tartışmasının da anlamı kalmaz. Bugünün pahalı eti, yarının bulunamayan eti haline gelmeden politika değişmek zorunda. Atalarımız boşuna “Ayağını yorganına göre uzat” dememiş. Ancak üreticinin yorganı her geçen gün kısalıyor, maliyetleri uzuyorsa yalnızca üreticiye tasarruf çağrısı yapmak da yeterli olmayacaktır.
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön