Son Haberler
KUMARBAZ: KAYBEDENLER KULÜBÜ - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

KUMARBAZ: KAYBEDENLER KULÜBÜ

Yazar: Nur KARABULUT | 22.06.2026
“İnsanın mutlaka kazanması gerektiğinde, bir saman çöpünü bile kurtuluş sanması mümkündür.”
Kumarbaz
CHP’de neler oluyor? Olanlar sadece CHP ile mi ilgili? Demokrasinin sonuna mı geldik? Ülkede artık siyaset bitti mi? Monarşi mi geliyor? Bu hafta birlikte; anayasa ve parti kanunu hükümleri, geçmiş örnekler, CHP iç dinamikleri ve demokratik kuram perspektifleri ışığında bu süreci değerlendirelim arkadaşlar.
Türkiye’de siyasal partiler, Anayasa m.68–69 uyarınca serbestçe kurulup faaliyet gösterebilen özerk örgütlerdir. Hukuki olarak müdahale edilemez. Anayasa hukukçusu Kemal Gözler ’in belirttiği gibi, “Seçim itirazları… iki gün içinde kesin olarak karara bağlanması gereken itirazlardır. Böyle bir alanda adlî yargının çalışması… ülkenin demokrasisini şaibeli hâle getirir”.
Oysa, Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’in karşısında 2023’te yenilgiye uğradığında bir kumar oynamaya başladı. Kaybetmişti fakat hırslıydı. Kaderiyle inatlaştı. İçindeki açlık ve haset; Özgür Özel, başarılı ve sevilen bir lidere dönüştükçe büyüdü. Hayatına devam edemedi. Bir büro kurup kendine nasıl geri gelebilirim planları yapmaya başladı.
Bunun için bazı erklerle iletişime geçti. Üçüncü türden yakınlaşmalar sonucunda da CHP’nin 2023’teki Olağan Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle baştan yok sayarak iptal ettirdi. CHP’nin kapılarını kırıp bir grup eski suçluyla binaya girdi.
Üç yıl geçmiş aradan ve yargı bir partiye kayyum atadı. Olay; hukuk düzeni, siyasal tarihte benzer müdahaleler ve parti özerkliği açısından ciddi tartışma yarattı. Halk, bay kemal’i nefretle kınadı.
Güçlü kişiler bile bay kemal’e destek verdiği için pişmandı. İnsan bir maşa bile arasa ondan belli bir kapasite bekler fakat bu adam hiçbir şey bilmiyordu. Kimseyi ikna edemiyordu.
"Size bu kadar yüz verdiğim için sizden nefret ediyorum; size bu kadar ihtiyacım olduğu için daha da çok nefret ediyorum. Fakat şimdilik size ihtiyacım var... Sizi kollamam lazım."
Kumarbaz, Dostoyevski
Mutlak Butlan Ne Demektir?
Bir siyasi partinin kurultayı, yıllarca görev yapan yöneticiler, alınan kararlar ve milyonlarca seçmenin iradesi geriye dönük olarak yok sayılabilir mi?Mesele yalnızca bir genel başkanın koltuğu, bir kurultayın sonucu ya da parti içi iktidar mücadelesi değildir.Tartışmanın merkezinde çok daha büyük bir soru durmaktadır: Bir siyasi partinin kaderini üyeler mi belirler, yoksa mahkemeler mi? Sıra diğer partilere de gelecek mi?
Siyaset, nihayetinde millet adına yapılan bir temsil faaliyetidir. Temsilin kaynağı ise sandıktır. Bu nedenle bir partinin kurultayı, o partinin küçük bir seçimidir. Kurultay delegeleri oy verir, kazanan yönetime gelir, kaybeden muhalefette kalır. Demokrasi dediğimiz düzen de tam olarak bu basit ilke üzerine kuruludur.
Demokrasi Yoksunluğu ve Hukuk Sopası
Dışarıdan zorla bir parti yönetimi atanması, Türkiye’de seçmen iradesine aykırı müdahaledir. Halk seçiyor, yargı geleni değiştiriyor ya da hapse atıyor. En kötüsü de bazıları da efece topukluyor. Tarihte benzer olarak; 1980 darbesi sonrası kurulan YÖK ve 1994’te medyayı denetleyen RTÜK gibi kurumlar, sivil topluma üstten müdahale etmişlerdi.
2016 sonrası OHAL kararnameleriyle belediye başkanlarına kayyum atanması, farklı gerekçelerle muhalefet örgütlerini hedef aldı. Ancak bir partinin merkez yönetimine herhangi bir organ eliyle kayyum atanması daha önce görülmemiştir.
Bir siyasi parti, seçmeni temsil eden bir kurumdur. Buraya dış müdahale adeta demokrasiye zehir enjekte etmeye benzer. Bu süreç, demokrasinin hassas dengesi açısından bir alarm niteliğindedir. Montesquieu’nün dediği gibi kuvvetler ayrılığı olmazsa özgürlük kalmaz. Yargının siyasete alet edilmesi siyasi rekabeti ve toplumsal güveni zayıflatan bir siyasal oyuncağa dönüşmesine neden olur.
Modern demokrasilerde siyasi partiler yalnızca hukuki kuruluşlar değildir. Aynı zamanda milyonlarca insanın siyasal tercihlerini taşıyan toplumsal yapılardır. Fransız düşünür Alexis de Tocqueville’in meşhur sözü burada hatırlanmalıdır:
“Demokrasinin gücü kurumlarında değil, o kurumlara duyulan güvendedir.”
Peki Baskın Seçim İhtimali?
Ekonominin bu kadar kötü olduğu bir dönemde sadece siyaset konuşmaya mecbur edilmiş bir ülkeyiz. Öğretmenleri dövdüğümüz ve madencileri yerin altında açlığa terk ettiğimiz günlerdeyiz. Gündem de ise sadece yaşlı liderlerin koltuk mücadelesi dayatılıyor. Birileri ekonomik çözüm olarak çökecek firma ararken işlerine geliyor her halde. Biz de yazıyoruz haliyle.
Tabi, akpartideki Erdoğan sonrası tartışmalarını ve saraydan bağımsız hareket eden iç klikleri de seçimde kim aday olacak sorusunu da şaibeli hale getiriyor. Gazetecilik içgüdüsü olarak emin olun şaşırabiliriz. Karşımıza bir sürpriz aday da çıkabilir.
Bu tartışmanın başka bir siyasi sonucu burada ortaya çıkıyor. Eğer CHP; uzun süre kendi içine kapanırsa enerjisini iç mücadelelere harcamak zorunda kalacaktır. Bu durum, erken ya da baskın seçim ihtimali doğduğunda muhalefetin hazırlıksız yakalanması riskini artırır.
Kazanan Kim Olacak?
Belki de en yanlış soru budur. Kumarbazlar bilir ki insan, sağa sola bakmadan yirmi dört saat boyunca masada oturabilir. Bir boş binada, geldim de geldim diyerek particilik oynayabilir. Asıl soru, bu süreçten demokrasinin nasıl çıkacağıdır çünkü bir partinin genel başkanı değişebilir.
Yönetimler gelir, yönetimler gider. Siyasi aktörler tarih sahnesine çıkar ve çekilir. Fakat demokratik rejimlerin asıl sermayesi olan kurumsal güven bir kez aşındığında, onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.
Siyasetin nihai hakemi seçmenlerdir. Hukuk elbette demokrasinin vazgeçilmez güvencesidir. Ancak hukuk, sandığın yerine geçtiği anda koruyucu kalkan olmaktan çıkar ve tartışmanın bizzat merkezine yerleşir.
CHP davasının sonunda kim kazanır bilinmez fakat Türkiye’nin demokratik geleceği açısından önemli olan, bu sürecin sonunda vatandaşların sandığa ve hukuka duyduğu güvenin korunup korunamayacağıdır. Asıl mesele budur.
İnsanın mutlaka kazanması gerektiğini düşündüğünde, bir saman çöpünü bile kurtuluş umudu sanması mümkündür. İktidar, denize düşmüş ve bay kemale sarılmış durumda. Umudunuz Kılıçdaroğlu’ysa siz de kaybetmeye çoktan mahkumsunuz demektir. Hiç yarış kazandırdığı görülmedi kendisinin.
Bugün; talihin yüzüne karşı tuhaf bir meydan okuma cesaretini bulan ve emperyalistlerin maşası olan herkes tarihin karanlık köşesinde “KAYBEDEN” olarak anılacaklar çünkü bu devleti idare eden üç mecliste de şu yazar;
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.