Son Haberler
YÜZYILLIK KOÇ HOLDİNG VE ÇEYREK YÜZYILLIK SEANS - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

YÜZYILLIK KOÇ HOLDİNG VE ÇEYREK YÜZYILLIK SEANS

Yazar: Nur KARABULUT | 08.06.2026
"Değerli biri olduğunuzu size ne hissettirir?" Ben, eksiklerime rağmen yaşamın içinde yer alabildiğim zamanlarda değerli olduğumu hissederim. İnsanların alkışı geldiğinde de sessizlikleri geldiğinde de aynı kişi olarak kalabilmek bana değer duygusu verir. Size değerli bir olduğunuzu hissettiren durumlar nelerdir? Elazığlılar, size “nasılsınız” diye bir soru sormaz. “Durumun nasıl” derler. Aslında Ne kadar anlamlı bir soru. Herkesin hassas olduğu ve kavramların öz anlamını yitirdiği bir dönemde yaşarken, sizin durumunuz nasıl arkadaşlar? Her sabah yeni ve yoğun bir gündeme uyanıyoruz. Geçtiğimiz hafta Koç Holding’in yüzüncü yılı çeşitli etkinliklerle kutlandı. Ankara’da resepsiyonlar düzenlendi. Tarkan da halka açık bir konser verdi. Vehbi Koç Vakfı çatısı altındaki, Koç Healthcare’in yeni yatırımı olarak duyurulan hastanenin açılışı ise İzmir Balcova'da gerçekleştirildi. Açılışa Rahmi Koç’un yanı sıra Ali Koç, Semahat Arsel, eski Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Valisi Süleyman Elban, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ve iş dünyasından çok sayıda isim katıldı. Rahmi Koç, dört yıllık çalışmanın ardından tamamlanan 150 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiğini açıkladı. Buraya kadar her şey olağandı. Ancak hastanenin protokol üyelerine gezdirildiği sırada kaydedilen görüntülerde Rahmi Koç’un, Kürt bir kadın hasta üzerinden kadın bedeniyle ilgili imalar içeren bir fıkra anlattığı görüldü. Eski Başbakan Binali Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu davetlilerin fıkraya gülmesi hem Koç'un hem de salondaki diğer konukların eleştirilmesine yol açtı. Tepkilerin büyümesinde olayın bir hastane açılışında yaşanmasının da önemli bir payı vardı. Hasta mahremiyetinin, insan onurunun ve eşit sağlık hizmetinin temel ilke olduğu bir kurumun açılışında; etnik kimlik ve kadın bedeni üzerinden kurulan bir mizahın sağlık etiğiyle bağdaşmadığı dile getirildi. Mesele Bir Fıkradan İbaret mi? Fıkranın merkezinde hem bir kadın kimliği hem de etnik bir aidiyet vardı. Mizah, tarih boyunca da kimi zaman iktidarın eleştiri aracı olmuş, kimi zaman da önyargıların yeniden üretildiği bir mecraya dönüşmüştür. Bu olay da bize bir kez daha gösterdi ki toplumsal cinsiyet ve etnik kimlik üzerinden kurulan anlatılar, "şaka" olarak sunulsalar bile toplumsal hafızada farklı anlamlar üretir. Ben bunun rastlantısal bir “gaf” olmadığını düşünüyorum. Kamuoyunun önüne çıkan bu ölçekteki isimlerin kullandıkları dil ve verdikleri mesajlar çoğu zaman tesadüfi değildir. Bu, bir halkla ilişkiler çalışması ürünüdür. Sonuçta Türkiye’nin önemli bir bölümü artık o hastaneyi konuşuyor. Asıl tartışılması gereken mesele; kadınları kamusal tartışmada bir mizah nesnesine indirgeyen bakış açısıdır. Bu yolla, aynı zamanda toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin de yeniden üretilmektedir. Bu dilin siyasal zemini de belli ki sağlam. Kadınların Hikâyesi Hâlâ Aynı Toplumsal cinsiyet çalışmalarının önemli isimlerinden Judith Butler'ın işret ettiği gibi, toplumsal roller gündelik dil ve kültürel anlatılar yoluyla yeniden üretiliyor. Kadınların bilgisiz, edilgen veya cinsel nesne olarak temsil edildiği anlatılar, toplumsal algının bir parçasına dönüştürülüyor. Oysa İslam geleneği de kadın onuruna yönelik son derece hassas bir yaklaşım ortaya koyar. Hz. Muhammed'in Veda Hutbesinde yer alan "Kadınlar konusunda Allah'tan korkunuz" ifadesi, insan onurunu merkeze alan bir yaklaşımın özlü bir ifadesi olarak okunabilir. Başka bir hadiste ise, "Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en iyi davrananınızdır" buyurulur. Bu yaklaşım, kadını küçümseyen veya aşağılayan her türlü dilin karşısında durmaktadır. Bugün ise iktidar kadın meselesini çoğu kez “aile”, “ahlak” ve “düzen” başlıkları altında daraltılan siyasi bir tartışmanın konusu haline getiriliyor. Türkiye’nin 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve son dönemde nafaka tartışmasının kadınların ekonomik güvencesi ekseninde yeniden alevlenmesi ise kadınların haklarının bir kontrol alanına dönüştürüldüğünün ispatıdır. Nafaka konusunda yapılan son düzenleme tartışmaları, kadın örgütlerinin “yaşam güvencesi” vurgusunu daha da görünür kıldı. Kadınlar üzerinden siyaset yapan herkesi kınıyorum. Halkın ruh sağlığını bilerek bozan ve ülkeyi açık alan bir akıl hastanesine çevirenlerin de artık durması gerektiğini belirtmek lazım. Kadını küçülten dil aslında tüm toplumu da küçültür. İktidar, kadınların haklarını ancak eşit yurttaşlığı güçlendirerek kalıcı meşruiyet kurabilir. Aksi halde geriye yalnızca tepkisellik, kutuplaşma ve daha fazla güvensizlik kalır. Türkiye’nin ihtiyacı, kadın üzerinden yürütülen bir tahakküm değildir. Halkımızın daha eşit, daha sakin ve daha adil bir kamusal düzene ihtiyacı var. Siyasi alandaki belirsiz ve çalkantılı dönemin bitmesine ihtiyacı var. Ortak Bir Gelecek İçin Siyasette "Böl, parçala, yut" ifadesi genellikle bir gücün rakiplerini veya yönetmek istediği toplulukları kendi içinde ayrıştırarak zayıflatması ve ardından kontrol altına alması anlamında kullanılır. Akademik çalışmalarda bunun yerine böl ve yönet, sınır yönetimi, etnik yönetişim, güç paylaşımı, merkez-çevre kontrolü ve parçalı yönetişim stratejileri gibi kavramlar kullanılır. Çözüm süreci hikayesiyle Kürt vatandaşları, CHP’de kargaşa yaratarak Türk vatandaşları ve tarikat ve radikal söylemleriyle muhafazakârları kolayca yönetebilirsiniz. Bu tuzaklara düşmemek gerekir. Akşam tencerede çorbası kaynamayan halkın kaderi aynıdır ve derdi ortaktır. Nafakasından bile olan kadının kaderi Türk olsun, Kürt olsun ya da Laz olsun aynıdır. Uyanık olun arkadaşlar! Karşımızda ülkeye, psikolog kanepesinde yatan hasta durumunda gibi davranan bir güç var. Kimin ne çocukluk travması varsa kaşıyan ve bu şekilde o koltuktan hiç kalkmayacağından emin olan bir yönetim biçimi içerisinde sıkışıp kaldık. Olanlar sadece bundan ibaret. Bölünmeyin ve birbirinizden nefret etmeyin. Koç, dediğiniz multi-zengin bir iş adamı diğerleri ise saraylarda yaşıyor. Siz, Don Kişot gibi hayali düşmanınızla savaşırken kaybettiğiniz tek şey; cebinizdeki paranın alım gücü. O zayıflıklarınızdan faydalanmaya alışmış psikoloğun kanepesinden kalkın ve silkinip kendinize gelin. Transa girmiş bir şekilde her şeye inanmayın. Bugün Türkiye’de farklı toplumsal kesimlerin birbirinden nefret etmesi için güçlü bir siyasi teşvik var. Sürekli geçmiş yaraları hatırlatan, travmaları canlı tutan ve toplumsal öfkeyi diri tutmaya çalışan bir siyaset diliyle karşı karşıyayız. Oysa, farklılıklarımız bizi güçlendiren ortak bir mirastır. Peki, ey güzel Türkiye’nin zeki insanları, sizin durumunuz nasıl?
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.