Son Haberler
BOŞANMA DAVALARINDA GÜNCEL HUKUKİ YAKLAŞIM: TÜRK MEDENİ KANUNU VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

BOŞANMA DAVALARINDA GÜNCEL HUKUKİ YAKLAŞIM: TÜRK MEDENİ KANUNU VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME

Yazar: Av. Emre Yıldız | 22.05.2026
Aile kurumu, toplumun temel yapı taşlarından biri olarak kabul edilmekte; ancak zaman içerisinde eşler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar, evlilik birliğinin sürdürülemez hale gelmesine neden olabilmektedir. Türk hukukunda boşanma kurumu, hem bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumayı hem de toplumsal düzeni gözetmeyi amaçlayan önemli bir hukuki mekanizmadır. Bu yazıda, Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma sebepleri, uygulamada sık karşılaşılan uyuşmazlıklar ve Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları ele alınacaktır. Türk Medeni Kanunu’na Göre Boşanma Sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 166. maddeleri arasında boşanma sebepleri düzenlenmiştir. Kanun koyucu, boşanma sebeplerini “özel” ve “genel” sebepler olarak ikiye ayırmıştır. 1. Özel Boşanma Sebepleri Kanunda sayılan özel boşanma sebepleri şunlardır: * Zina (TMK m.161) * Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m.162) * Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m.163) * Terk (TMK m.164) * Akıl hastalığı (TMK m.165) Örneğin TMK m.161’e göre: “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.” Yargıtay uygulamasında zinanın her türlü delille ispat edilebileceği kabul edilmektedir. Doğrudan fiilin görüntülenmesi şart olmayıp; otel kayıtları, mesaj içerikleri, sosyal medya yazışmaları ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bir kararında: “Zina her türlü delille ispat edilebilir. Olayların hayatın olağan akışına göre değerlendirilmesi gerekir.” (Yargıtay 2. HD, 2018/5432 E., 2019/11234 K.) Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Uygulamada en sık karşılaşılan boşanma sebebi TMK m.166’da düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması”dır. Halk arasında “şiddetli geçimsizlik” olarak bilinmektedir. Kanun hükmü şöyledir: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” (TMK m.166/1) Bu kapsamda;* Sürekli hakaret, * Fiziksel veya psikolojik şiddet, * Ekonomik baskı, * Güven sarsıcı davranışlar, * Aile bireylerine kötü muamele, * İlgisizlik ve iletişimsizlik gibi durumlar boşanma sebebi olarak değerlendirilebilmektedir. Yargıtay, özellikle psikolojik şiddet ve duygusal ihmal konularında son yıllarda daha hassas bir yaklaşım benimsemektedir. Bir kararında: “Eşine sürekli aşağılayıcı sözler söyleyen, baskıcı tavırlar sergileyen ve ortak yaşamı çekilmez hale getiren taraf tam kusurludur.” (Yargıtay 2. HD, 2021/3876 E., 2021/6542 K.) ifadelerine yer verilmiştir. Kusur İlkesi ve Nafaka Meselesi Boşanma davalarında en önemli hususlardan biri “kusur değerlendirmesi”dir. Çünkü maddi-manevi tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerinde kusur oranı belirleyici rol oynamaktadır. TMK m.174’e göre: “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.” Yine TMK m.175 uyarınca: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Toplumda zaman zaman tartışma konusu olan süresiz nafaka meselesinde Yargıtay, her olayın somut şartlarına göre değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle çalışma gücü bulunan ve gelir elde etme imkânı olan eş yönünden nafaka miktarı hakkaniyet çerçevesinde belirlenmektedir. Çocukların Velayeti ve Üstün Yararı İlkesi Boşanma davalarında en hassas konuların başında velayet gelmektedir. Türk hukukunda temel ölçüt “çocuğun üstün yararı”dır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; * Çocuğun fiziksel gelişimi, * Eğitim durumu, * Anne ve baba ile kurduğu duygusal bağ, * Sosyal çevresi, * Psikolojik durumu birlikte değerlendirilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bir kararında:“Velayet düzenlenirken esas alınması gereken husus anne veya babanın değil, çocuğun üstün yararıdır.” (Yargıtay 2. HD, 2020/2451 E., 2020/4893 K.) şeklinde hüküm kurmuştur. Son yıllarda uzman pedagog ve sosyal inceleme raporlarının velayet davalarında daha fazla önem kazandığı görülmektedir. Anlaşmalı Boşanma: Hızlı ve Daha Az Yıpratıcı Bir Yol TMK m.166/3 kapsamında düzenlenen anlaşmalı boşanma, tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda uzlaşmaları halinde mümkün olmaktadır. Kanuna göre: * Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, * Tarafların birlikte başvurması veya bir tarafın açtığı davayı diğerinin kabul etmesi, * Hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, * Düzenlenen protokolü uygun bulması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli davalara kıyasla daha kısa sürede sonuçlanmakta ve tarafların psikolojik yıpranmasını azaltmaktadır. Sonuç Boşanma davaları yalnızca iki kişinin hukuki ayrılığı değil; çoğu zaman çocukları, aile çevresini ve ekonomik hayatı etkileyen çok boyutlu süreçlerdir. Bu nedenle sürecin profesyonel hukuki destekle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirildiğinde; mahkemelerin artık sadece fiziksel şiddeti değil, psikolojik baskı, ekonomik şiddet ve duygusal ihmali de evlilik birliğini temelinden sarsan olgular arasında kabul ettiği görülmektedir. Her boşanma dosyası kendi özel şartları içerisinde değerlendirilmekte; özellikle kusur tespiti, nafaka ve velayet konularında somut olayın özellikleri belirleyici olmaktadır. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması adına hukuki sürecin dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Avukat Emre Yıldız yazarlar grubumuza katıldı , bundan sonra hukuk ile yazdığı yazılar ile sizlerle olacaktır.
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.