Son Haberler
1 MAYIS: TARİHTEN GELECEĞE EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ - Bizimeller 23 Gazetesi - Elazığ Haberleri

1 MAYIS: TARİHTEN GELECEĞE EMEK VE DAYANIŞMA GÜNÜ

Yazar: Nur KARABULUT | 28.04.2026
1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. İşçilerimizin evine ekmek götürmekte bile zorlandığı bu yıllarda ülkemizin bayramı kutlu olsun. 23 Nisan Bayramı’nı okullarda yaşanan katliamlar sonrası buruk geçirdikten sonra, 1 Mayıs’ı da Ankara’da maaşını ve haklarını alamayan madenci işçilerimizin acısının gölgesinde geçirecek gibi görünüyoruz.
Ben, kaportacı Ali Rıza Usta’nın kızıyım. Çocukken herkes parklarda oyun oynarken; ben babamın sanayideki dükkanına giderdim. İngiliz anahtarı falan nedir bilirim. Çalışmaktan kararan ve nasır tutmuş ellere şahit olarak büyüdüm. Çocukken babamın ellerine bakar ve gizlice hüzünlenirdim.
Benim babam, kimsenin işçisi değildi fakat sabah namazında kalkıp dükkanını açar ve ekmek parasını el emeğiyle çıkarırdı. Bir gün bile beni kimseye muhtaç etmeden büyüten babamın ellerinden öpüyorum.
Eller şu hayatta her şeye şahittir. Kimisi tamir eder, kimisi yazar, kimisi çizer. Bazı eller ise en güzel müziklere hayat verir. Fabrikalarda vidaları sıkan bazı eller, bazen de iş makineleri arasında parmaklarını kaybeder. Ekmeğini elleriyle kazanan kimse mübarektir. Dinimizde, “İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz”denir. (SAV)
Oysa o işçi eller, günlerdir polis barikatlarına dayanmış; “Emeğimin karşılığını verin” diyor. Sırtları coplanıyor ve hastalıklıymış gibi barikatlar kuruluyor önlerine. Ne mi istiyorlar? İnsanca çalışma koşulları talep ediyorlar. Tazminatları verilmeden işten aniden çıkarılmak istemiyorlar. Anayasal haklarını kullandıkları için bu insanlara açıkça eziyet ediliyor.
Patronlar, çalışanlarına karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğinde işlemeyen hukuk, aniden “Yaşam alanı oluşturdunuz” diyerek devreye giriyor. Ne yapsınlar yaşamak için bir alan vermediniz ki yoksula? Dev patronlara vergi indirimleri yapıp dururken, halka da “Ayakbastı vergisi mi alsak acaba bu tebaadan!” diyen bir sistemden ne bekliyoruz ki?
İşçilere aylardır maaş ödenmediğini kabul eden şirket yönetimi, faturayı devlete fahiş fiyattan elektrik satamadıkları gerekçesiyle emekçilere kestiğini de doğruladı. Bu şirket, iflasını istemek yerine faturayı işçilere kesmiş ve işçilerin dörtte birini ücretsiz izne çıkarmıştır. Enerjiyi özelleştirmenin sonu budur.
Mağdur işçiler, 13 Nisan'da maden önünden yürüyüşe başlayıp 20 Nisan'da Ankara'ya ulaştı ve açlık grevine başladı. İşçi Bayramı da işte bu tür olaylar nedeniyle kutlanmaya başlanmıştır arkadaşlar! Peki, bu emek mücadelesinin tarihi nedir? Birlikte bakalım.
Tarihsel Arka Plan
1 Mayıs’ın kökeni 19. yüzyılın işçi hakları mücadelelerine dayanır. Amerika’da 1880’lerde, gündelik çalışma süresinin 12 saatten 8 saate indirilmesi için yükselen mücadele, 1 Mayıs 1886’da kitlesel greve dönüştü ve 4 Mayıs’ta Chicago Haymarket olayında bastırıldı. 1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal, 1 Mayıs’ı “işçilerin ortak bayramı” olarak ilan etti.
Türkiye’de ilk kutlama 1911’de Selanik’te, tütün, pamuk ve liman işçilerinin gösterileriyle gerçekleşti. İstanbul’da da 1912’de ilk kez İşçi Bayramı kutlandı. Cumhuriyet döneminde ise; 1923’te ilk resmi İşçi Bayramı kutlandı.
Takip eden yıllarda, özellikle 1970’lerde, sol hareketin yükselişi ile polis şiddeti iç içe geçti. 1 Mayıs 1977 Taksim mitinginde, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşurken silah sesleri yükseldi. Resmi rakamlara göre 37 kişi öldü. Yüzlerce kişi ise yaralandı.
Bu trajedi, 1980 darbesine giden süreçte bahane edilerek 1981’de, 1 Mayıs resmi tatil olmaktan çıkarıldı ve tüm kutlamalar yasaklandı. 28 yıl süren yasaklı dönemin ardından, Nisan 2009’da Resmî Gazete ‘de yayımlanan değişiklikle 1 Mayıs yeniden “Emek ve Dayanışma Günü” olarak genel tatil ilan edildi.
Güncel Çalışma Hayatı Verileri
Bugün Türkiye’de TÜİK ve Çalışma Bakanlığı’nın 2026 Ocak verilerine göre; yaklaşık 16,7 milyon ücretli çalışan bulunuyor. Bunlardan 2,41 milyonu sendika üyesidir ve sendikalaşma oranı yalnızca %14,46’dır (özel sektörde %6,7, kamuda %75,8).
Bu durum, özel sektör işçilerinin örgütsüz ve daha kırılgan koşullarda çalıştığını gösteriyor. Asgari ücret 2026 Ocak itibarıyla net 28.075 TL’dir. Enflasyon ve yaşam maliyeti karşısında ülkemizde milyonlarca kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaya başlamıştır.
Madencilik sektörü ise; Türkiye’de tehlikeli bir meslek alanıdır. Haziran 2024 verilerine göre; bu sektörde ücretli çalışan sayısı yaklaşık 141 bin kişidir ve son bir yılda %0,7 azalma görülmüştür. Bu işçiler maden ocaklarında çalışırken yüksek iş kazası riski altındadır. Bu işçileri ücretsiz çalıştırmak ve emeğini görmezden gelmek kabul edilemez.
Ankara’daki Maden İşçilerinin Mücadelesi
Elleriyle ve alın teriyle emek vermek zorunda olan işçilerin sendikalaşması bile artık sorunlarını çözmüyor. 12 Eylül darbesi sonrası, sendikaların giderek bir düzen aparatı haline geldiği görülüyor. Öte yandan grev ve protestolara karşı önce baskı, sonra kısmi geri adım stratejisi izleniyor.
Görünen o ki, işçilere yapılan kısmi ödemeler sermaye karşısında emeğin sorununu çözmüyor. Bazı iddialara göre, ödenen miktar hak ettiklerinin 50’de 1’i bile değil. Maden işçileri, en az 110 işçinin aylardır maaş alamadığını, fazla mesai ücretlerinin, geçmiş tazminatlarının ödenmediğini ve sık sık ücretsiz izne çıkarıldıklarını söylüyor.
Çalışma Bakanlığı’nın resmi verileri, sektördeki kârlılık ile işçilerin gelirleri arasındaki derin uçurumu artık gizleyemiyor. Ekonomimiz bu haldeyken geciken maaşlar işçinin eline geçtiğinde çoktan erimiş oluyor.
Emek, Dayanışma ve Sorumluluk
Bugünkü tabloya bakınca, insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor. Emekçiler adına bugün ne değişti? Günümüzde emek politikaları düşük ücretler, güvencesizlik ve sendika bürokrasisi sorunlarıyla karakterize ediliyor. Bir yanda kâr amacı güden şirketlerin kasaları dolarken diğer yanda ise işçi ailesi ekmeğini taştan çıkarmaya çalışıyor. Diğer bir yandan ise zeytin ağaçlarımız köklerinden sökülüp halkın arazisi madencilere peşkeş çekiliyor.
Ağacına sarılmış, “Ben toprağımdan bu yaşta nereye gideyim?” diye soran teyze hakkını istiyor. Günde 8 saat çalışan işçi de hakkını istiyor. Kestane, gürgen ve palamut iftiralarıyla aylardır küçük hücrelere hapsedilmiş masum insanlar da hakkını istiyor. Millet evine rahatça ekmek götürmek istiyor. Çocuklarını boynu bükük olmaktan kurtarmak istiyor.
Sizce de ülkemizde, bebek katiline taş ev yapmayı düşünmekten daha önemli sorunlarımız olduğunun farkına varmanın vakti gelmedi mi? Tarihin emek cephesinde yazdığı dersleri hatırlamak gerekir. Emeğin değeri yoksa ekmek de yoktur.
Nisan 2026’da Mihalıççık kömür ocaklarından çıkarak açlık grevi başlatan madenciler de çoktan soğumuş alın terlerinin hakkını istiyor.Artık ülkemizde ekmek pahalı, emek ucuz.
“Bir ulus, ekmeğinin tadı kağıt mendil gibiyse nasıl büyük bir ulus olabilir?”
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön

© 2026 Medyabir PRO Haber Yazılımı v2.0.5 - Tüm hakları saklıdır.