GENÇLER, GELECEK VE SOSYAL ÇÜRÜME ARASINDA TÜRKİYE
“Evlat yoksa bir vatan da yoktur.”
Ben bir anneyim. Devlet lisesinde okuyan bir oğlum var ve artık onu okula
göndermeye korkuyorum. Tıpkı pek çok anne gibi… Çünkü kapıdan içeri kimin, ne zaman ve
hangi silahla gireceğini bilmiyoruz. Toplum olarak elimizden gelen tek şey, tehlikeden
kaçınmaya çalışmak. Elbette bu ülke bir günde bu hâle gelmedi.
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Türkiye sosyal olarak çürüyor. Etik ve
ahlaki değerler giderek önemini yitiriyor. En acısı da şu. Artık kimse yanlış yapmaktan
utanmıyor. Yapılanın yanına kâr kalacağına dair bir inanç yerleşmiş durumda çünkü güç tek
geçerli ölçü hâline geldi. Balık baştan kokar. Aşağıya doğru ise küçük kokmuş balıkçıklar ise;
halkın kanını, iliğini emiyor.
Anomi ve Kolektif Travma
Bu anomi içinde gençler ne yapacağını bilemez hâle geldi. Anomi; toplumsal
normların zayıfladığı, insanların doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorlandığı durumları anlatır.
Kısacası kuralsızlık arkadaşlar. Mantık yok, tek bir doğru yok.
Herkes kendi baktığı yerden kurallar uydurur. Hukuk ise siyasetin elinde, yalnızca
işine geleni yargılayan bir araç gibi kullanılıyor. Ekmek bile kaç lira? Sebep yok. Babalar ay
sonunu bile göremiyor artık.
Gençlerin önünde bir gelecek umudu kalmıyor. Kariyer hayalleri, “badem bıyıklı
olmak” ile “el etek öpmek” arasında sıkışıp kalıyor. “Ben öyle istedim, oldu” ülkesinin
doğurduğu kindar neslin dönemine hoş geldiniz.
Ne olacağını sanıyordunuz? Hiçbir terbiye vermediğiniz, Allah korkusunu ve utanmayı
öğretmediğiniz çocukların nasıl davranmasını bekliyordunuz? Andımızı bile bilmeyen bir
nesilden ne bekliyorsunuz?
Onlar sizin söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı örnek alacaklar. Adaletin olmadığı
yerde kendi adaletlerini kurmaya çalışacaklar. Bunu “suça sürüklenen çocuklar” yazımda da
ısrarla vurgulamıştım. Çocuk çeteleri, bu mutsuz ve depresif neslin peşinden gidiyor.
Bunu kendi elimizle yaptık. Mafya figürlerinin “adalet sağlayıcı” gibi sunulması,
normatif boşluğun popüler kültürde nasıl doldurulduğunu açıkça gösteriyor. Devleti mafyayla
birlikte çalışan bir suç örgütü gibi gösteren diziler yayından kaldırılmalıdır. Sevdiği kadın için
önüne geleni öldüren bir mafya, gerçekten yetimlerin babası mıdır, yoksa onları yetim bırakan
bir katil mi?
Halk, hak mekanizmalarına güvenini kaybettiğinde alternatif düzene yönelir. Herkes
kendi adaletini uygulamaya kalktığında toplumda düzen kalmaz. Bu da organize suç
yapılarının meşrulaştırılması gibi çok tehlikeli bir süreci beraberinde getirir. Çocukların bu
yapıların içine çekilmesi ise meselenin en vahim boyutudur. Ülkenin geleceği olan
çocuklarımızın can güvenliği tartışılır hâle geldiyse, bu derin bir yapısal krizin işaretidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” ve
“Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir” diye öğüt veriyor. Oysa bugün sokaklar,
okullar ve aileler bu öğütlerin tam tersini yaşatır hâle geldi. Nefret, dedikodu, köylü
kurnazlığı ve şiddet her yerde.
Yaşanan her yeni olay, toplumsal sözleşmenin zedelendiğini ve devletin görevini
yerine getiremediği algısını güçlendiriyor. Kriminolojide suç; ekonomi, şehirleşme, demografi
ve politika gibi pek çok etkenle bağlantılı, çok boyutlu bir olgudur. Gençlerin geleceğe dair
beklentilerinin zayıflaması ve kurumsal güvenin aşınması, uzun vadede toplumsal istikrar için
ciddi risk oluşturuyor.
Güvenlik Algısının Çöküşü
Son yıllarda art arda yaşanan kanlı olaylar, halkın ne kadar büyük bir korku içinde
yaşadığını gösteriyor. Örneğin; 2024’te 188.926, 2025’te 186.256 çocuk suça karıştı. Yani
yılda ortalama 180 bin çocuk suç sarmalına sürükleniyor. Bu rakamlar son 10 yılda yüzde 17
artış anlamına geliyor.
Pek çoğu yaralama ve hırsızlık gibi suçlara karışırken, saldırgan çocuk haberleri de
giderek sıklaşıyor. 2 Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’deki bir meslek lisesinde 17
yaşındaki bir öğrenci, öğretmenini bıçaklayarak öldürdü.
Ardından Güneydoğu’da art arda iki korkunç okul saldırısı yaşandı. 14 Nisan’da
Şanlıurfa-Siverek’te bir eski öğrenci, pompalı tüfekle ateş açarak 16 kişiyi yaraladı. Ertesi
gün, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuk, beş silahla sınıftakilere ateş açtı.
Beş silah bir kişinin evinde neden bulunur? Bu soruyu hiç soran olmadı. Bu nasıl bir baba?
Tüm bu örnekler, devlet okullarının güvende olmadığı hissini güçlendiriyor.
Ebeveynler artık çocuklarını okula göndermekten korkuyor çünkü kimse kapıdan içeri kimin
silahla gireceğini bilmiyor. Buna terör, yangın ve benzeri felaket haberleri de eklendikçe,
toplumda “her an kötü bir şey olabilir” inancı yerleşiyor.
Devlet güvenlik sağlayamaz hâle gelmiş gibi algılandığında, halkın psikolojisi de
çökmeye başlıyor. İnsanların pencerelerden atlayarak kurşunlardan ya da yangından kaçtığı
bir ülkeye dönüşüyoruz. Can güvenliğimiz yok. Trafikte bile yol vermediğimiz için silahla
şiddete uğrayabildiğimiz bir dönemdeyiz. Herkes ya gergin ya da kendini çok özel
zannediyor.
Değerlerin Aşınması
Oysa İslam ahlakı güveni, sorumluluğu ve adaleti emreder. Yüce Kitap’ta Nisa
Suresi’nde, “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle
hükmetmenizi emrediyor” buyrulur.
Tabi, gerçek Müslümanla dini kullananı ayırt etmek de önemli. Yöneticiler; koltuk
sevdasından adaletle hükmetmez, suç örgütleri kolluk kuvveti gibi sunulursa, bu boşluğu
başka güçler doldurmaya çalışır.
Öğrenilmiş Çaresizlik
Peş peşe gelen ani şiddet ve felaket haberleri, toplumda derin bir kolektif travma
oluşturuyor. Her yeni kriz, “ne yaparsak yapalım değişmeyecek” inancını daha da
güçlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi’nin akademik araştırmalarına göre, toplumsal ölçekte
yaşanan sürekli başarısızlık ve travmalar, geniş kesimlerde “başka türlü davransak bile
hiçbir şey değişmez” kaygısını hâkim kılıyor.
Peki tahmin edin bu kimin işine yarıyor? Toplum genelinde demokratik katılım zayıflıyor ve
itirazlar yerini kabullenişe bırakıyor.
Hesap Verebilirlik Krizi
Yaşanan trajedilere rağmen yöneticilerin çoğunun görevde kalması da şu anda halktan
büyük tepki topluyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılardan sonra, ilgili polis ve
eğitim yöneticilerinden bazılarının görevden alınması dışında üst kademeden kimse
sorumluluk üstlenmedi. Yapamıyorsanız işinizi yer işgal etmeyin makamlarınızda.
Siverek saldırısında dört yerel yönetici görevden uzaklaştırıldı ancak “tek bir istifa
yok” . Oysa İslam ahlakında ehil olana sorumluluk vermek esastır.
“Allah size emanetleri ehline vermenizi… emrediyor.” Üç yılda profesör yapılmış
birinin liyakati de olmaz. Yöneticiler bu emaneti taşıyamaz, adalet ve şeffaflık gösteremezse
toplumsal güven katman katman erir.
Yeniden İnşa Mümkün mü?
Ülkedeki bu koyu tablo bizi bütünüyle karamsarlığa sürüklememeli. Toplumlar
parçalanmış gibi görünse de yeniden ayağa kalkabilir. Her sorun çözülebilir; sorumsuz olan
herkes de makamından gidebilir. Biz, hiçbir zaman umutsuz olmamalıyız.
Bunun yolu sağlam kurumlardan, adaletten ve eğitimden geçiyor. Eğitim sistemini
güçlendirmek, gençleri suça karşı korur. Örneğin ABD’de yapılan bir araştırma, okula devam
yaşını artırmanın gençlerde suç oranlarını yüzde 6 azalttığını göstermiştir. Çocuklar lisede
tutulursa sokaklardan uzak kalırlar.
Ayrıca sosyal devlet politikalarıyla ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri azaltmak
gerekiyor. Adalete güveni artırmak için mahkeme ve kolluk reformuna, denetim ve şeffaflığa
önem vermek şart. Aile içi desteği güçlendirecek programlar, gençlere spor ve kültür
olanakları sağlamak, medya denetimiyle şiddet içerikli yayınları azaltmak da uzun vadeli
çözümün parçalarıdır.
Gelir adaletsizliğini azaltacak sosyal desteklerin yaygınlaştırılması; dezavantajlı
ailelerin güçlendirilmesi de zorunludur. Sosyal medyada zengin çocukların imkânlarını
izleyen yoksul bir çocuğun kendini yetersiz hissetmesi, bu çağda çok daha kolay hâle
gelmiştir.
Çocuklarımızı korumak, bir toplumun önceliği olmalıdır. Yaşayacağımız fırtınalara
karşı birbirimize destek olup yeniden ayağa kalkacağız ya da rüzgârın bizi sürüklemesine izin
vereceğiz.
Toplumumuzun geleceği, çocuklarına ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür. Unutmayalım:
“Her doğan çocuk masum ve İslam fıtratı üzere doğar.”
Suçlu çocuk yoktur; suçlu anne-baba ve suçlu iktidar vardır. Bu vatanın bekası yeni
neslin elindedir.
“Evlat yoksa bir vatan da yoktur. Vatanın bekası da.”
Nur KARABULUT
Ana Sayfaya Dön